Hisarcık İş Sağlığı ve Güvenliği Avukatları
Hisarcık, Kütahya ilçesinde iş sağlığı ve güvenliği alanında hizmet veren 0 avukat. İşveren yükümlülükleri, risk değerlendirmesi, iş kazası, idari para cezaları ve görevli mahkeme bilgileriyle inceleyin.
Avukat Bulunamadı
Arama kriterlerinize uygun avukat bulunamadı. Filtreleri değiştirmeyi deneyin.
Hisarcık, Kütahya İş Sağlığı ve Güvenliği Avukatları — Kapsamlı Rehber
Bu rehber, Hisarcık (Kütahya) bölgesinde iş sağlığı ve güvenliği (İSG) hukukunu; işverenin yükümlülükleri, risk değerlendirmesi ve önleme tedbirleri, iş kazası ve meslek hastalığı, idari para cezaları, işverenin hukuki ve cezai sorumluluğu, işin durdurulması ve görevli mahkeme boyutlarıyla ayrıntılı biçimde ele alır. Amaç, bir iş kazası, meslek hastalığı ya da idari yaptırım karşısında hangi yolun izleneceğini baştan doğru kurgulamanıza yardımcı olmak ve durumunuza uygun avukatı sayfadaki listeden bilinçli şekilde seçmenizi sağlamaktır.
- Görevli mahkeme: Tazminat İş Mahkemesinde, idari para cezası ve işin durdurulması İdare Mahkemesinde, cezai boyut ceza mahkemesinde görülür.
- Temel yükümlülük: İşveren, çalışanların sağlığını korumak için risk değerlendirmesi yaptırmak ve önleyici tedbirleri almakla yükümlüdür.
- Sorumluluk: Tedbirsizlik hâlinde işveren, iş kazasından kusuru ölçüsünde maddi-manevi tazminatla ve ağır sonuçlarda cezai olarak sorumlu olur.
- İdari yaptırım: İSG yükümlülüklerinin ihlali her ihlal için ayrı idari para cezasına ve gerektiğinde işin durdurulmasına yol açar.
- Yer: Hisarcık uyuşmazlıkları Kütahya Adliyesi yargı çevresinde görülür.
İş Sağlığı ve Güvenliği Hukuku Nedir? Kapsamı ve Temel İlkeleri
İş sağlığı ve güvenliği hukuku, çalışanların işyerinde bedensel ve ruhsal bütünlüğünün korunmasını, mesleki risklerin önlenmesini ve iş kazaları ile meslek hastalıklarının azaltılmasını amaçlayan kural bütünüdür. Alanın temel kaynağı 6331 sayılı İş Sağlığı ve Güvenliği Kanunu'dur; bu Kanun, kamu ve özel sektöre ait bütün işlere ve işyerlerine, işveren ile çalışanlara kural olarak uygulanır. Kanunu tamamlayan çok sayıda yönetmelik (risk değerlendirmesi, iş güvenliği uzmanları, işyeri hekimleri, çalışanların eğitimi gibi konularda) uygulamanın ayrıntılarını düzenler.
İSG hukukunun belirleyici özelliği önleyici (proaktif) yaklaşımdır. Sistem, zarar doğduktan sonra tazmin etmekten çok, zararın hiç doğmamasını hedefler. Bu nedenle işverene yalnızca kazadan sonra değil, iş ilişkisinin her aşamasında sürekli ve dinamik bir güvenlik borcu yüklenmiştir. Riskin kaynağında önlenmesi, tehlikeli olanın tehlikesiz veya daha az tehlikeli olanla değiştirilmesi, toplu korumanın kişisel korumaya üstün tutulması gibi ilkeler bu proaktif anlayışın somut yansımalarıdır.
Bir diğer temel özellik, İSG'nin çok boyutlu hukuki niteliğidir. Aynı olay; iş hukuku (tazminat, haklı fesih), idare hukuku (idari para cezası, işin durdurulması), sosyal güvenlik hukuku (SGK edimleri, rücu) ve ceza hukuku (taksirle yaralama veya ölüme neden olma) bakımından ayrı ayrı sonuçlar doğurabilir. Bu nedenle İSG uyuşmazlıkları, tek bir dava türüne indirgenemeyecek kadar kapsamlıdır ve her boyutun ayrı ayrı değerlendirilmesini gerektirir. Aşağıda alanın en sık gündeme gelen konu başlıkları özetlenmiştir:
İşverenin İş Sağlığı ve Güvenliği Yükümlülükleri
İş sağlığı ve güvenliği sisteminin merkezinde işverenin yükümlülükleri yer alır. 6331 sayılı Kanun, işverene çalışanların işle ilgili sağlık ve güvenliğini sağlama konusunda genel ve kapsamlı bir borç yükler; bu borç, belirli tek tek tedbirlerle sınırlı olmayıp değişen koşullara göre sürekli iyileştirmeyi de içerir. İşveren, mesleki risklerin önlenmesi ve bu risklerden korunmaya yönelik çalışmaları yapmak, gerekli her türlü önlemi almak, araç ve gereçleri noksansız bulundurmakla yükümlüdür.
Kanun, işverenin uyması gereken bir dizi önleme ilkesi sayar. Bunların başında risklerden kaçınma, kaçınılması mümkün olmayan riskleri analiz etme ve tehlikeli olanı tehlikesiz veya daha az tehlikeli olanla değiştirme gelir. Ayrıca teknik gelişmelere uyum sağlanması, toplu korunma tedbirlerine kişisel korunma tedbirlerine göre öncelik verilmesi ve çalışanlara uygun talimatların verilmesi de temel ilkeler arasındadır. İşveren bu ilkeleri sadece bir kez değil, iş ilişkisi boyunca süreklilik içinde uygulamalıdır.
İşverenin somut yükümlülükleri şunları kapsar: risk değerlendirmesi yaptırmak; işyerinin tehlike sınıfı ve çalışan sayısına göre iş güvenliği uzmanı, işyeri hekimi ve gerektiğinde diğer sağlık personelini görevlendirmek; çalışanlara sağlık ve güvenlik eğitimlerini vermek; çalışan temsilcisi belirlenmesini sağlamak; sağlık gözetimini (işe giriş ve periyodik muayeneler) yürütmek; iş kazalarını ve meslek hastalıklarını kayıt altına almak ve süresinde bildirmek; acil durum planları hazırlamak ve tahliye, yangınla mücadele, ilk yardım organizasyonunu kurmaktır. Bu yükümlülükler için yapılan hiçbir masraf çalışanlara yansıtılamaz.
Çalışanların da yükümlülükleri vardır; ancak bu yükümlülükler işverenin sorumluluğunu ortadan kaldırmaz. Çalışan, kendisine verilen eğitim ve talimatlar doğrultusunda kendisinin ve hareketlerinden etkilenen diğer kişilerin sağlık ve güvenliğini tehlikeye düşürmemekle, iş ekipmanlarını kurallara uygun kullanmakla ve tespit ettiği ciddi tehlikeyi işverene bildirmekle yükümlüdür. Çalışanın kurallara uymaması müterafik kusur olarak değerlendirilse de, temel eğitim ve denetim yükümlülüğü işverende kaldığından, işverenin sorumluluğu çoğu olayda tümüyle kalkmaz.
İş Sağlığı ve Güvenliğinin Önemi ve Amacı
İş sağlığı ve güvenliği düzenlemelerinin varlık nedeni, çalışma yaşamının kaçınılmaz biçimde barındırdığı risklerin insan yaşamı ve sağlığı üzerindeki etkilerini asgariye indirmektir. Her yıl çok sayıda çalışan iş kazası veya meslek hastalığı nedeniyle yaşamını yitirmekte, kalıcı sakatlıklarla karşılaşmakta ya da uzun süreli iş göremezlik yaşamaktadır. Bu insani boyutun yanında, iş kazalarının işyerleri ve ülke ekonomisi üzerinde de ağır maliyetleri vardır: üretim kaybı, tazminat yükleri, sigorta primleri ve itibar zedelenmesi bunların başında gelir. İSG hukuku, tüm bu sonuçları önlemeye yönelik bütünsel bir koruma sistemi kurar.
Sistemin temel amacı yalnızca kazaları tazmin etmek değil, onları daha meydana gelmeden önlemektir. Bu nedenle mevzuat, işyerinde bir güvenlik kültürünün yerleşmesini hedefler; işveren, çalışan, iş güvenliği uzmanı ve işyeri hekimi arasında sürekli bir iş birliği ve bilgi akışı öngörür. Güvenlik, tek seferlik bir yatırım değil, iş süreçlerinin her aşamasına gömülmesi gereken bir yaklaşım olarak ele alınır. Bu yaklaşım, hem ahlaki bir yükümlülük hem de hukuki bir zorunluluk olarak işverene yüklenmiştir.
İş sağlığı ve güvenliği aynı zamanda temel bir insan hakkı boyutu taşır. Çalışanın sağlıklı ve güvenli bir ortamda çalışma hakkı, yaşam hakkı ile maddi ve manevi varlığını koruma ve geliştirme hakkının doğal bir uzantısıdır. Devletin bu alanı düzenleme ve denetleme yükümlülüğü, sosyal devlet ilkesinin bir gereğidir. Dolayısıyla İSG kuralları, işveren ile çalışan arasındaki özel ilişkiyi aşan, kamusal nitelikte bir koruma alanı oluşturur; bu nedenle kuralların büyük bölümü emredici niteliktedir ve taraf iradesiyle bertaraf edilemez.
Çalışanların Hakları ve Yükümlülükleri
İş sağlığı ve güvenliği sistemi, ağırlıklı olarak işverene yükümlülük getirse de, çalışanlara da hem önemli haklar hem de belirli yükümlülükler tanır. Bu dengenin bilinmesi, hem işçinin haklarını koruması hem de olası bir uyuşmazlıkta konumunu doğru değerlendirmesi bakımından önemlidir.
Çalışanların hakları: Çalışanlar, işyerindeki sağlık ve güvenlik tedbirleri hakkında bilgi alma, gerekli eğitimlerin ücretsiz olarak kendilerine verilmesini isteme ve sağlık gözetimi kapsamında periyodik muayeneden geçirilme hakkına sahiptir. En kritik haklardan biri, ciddi ve yakın tehlike durumunda çalışmaktan kaçınma ve gerektiğinde işyerini terk etme hakkıdır; bu hakkın kullanılması işçi aleyhine sonuç doğuramaz. Çalışan ayrıca işverene veya çalışan temsilcisine güvenlik eksiklikleriyle ilgili başvuruda bulunabilir ve bu başvuru nedeniyle dezavantaja uğratılamaz.
Çalışanların yükümlülükleri: Çalışan, kendisine verilen eğitim ve talimatlar doğrultusunda iş sağlığı ve güvenliği tedbirlerine uymak; makine, cihaz, araç, gereç ve kişisel koruyucu donanımı kurallara uygun kullanmak; işyerindeki tehlikeli durumları ve ramak kala olayları işverene bildirmekle yükümlüdür. Çalışan, kendi eylemlerinden etkilenen diğer kişilerin de sağlık ve güvenliğini tehlikeye atmamalıdır. Ancak bu yükümlülüklerin ihlali, işverenin eğitim, denetim ve gözetim borcunu ortadan kaldırmaz; işçinin kuralı ihlal etmesi çoğunlukla müterafik kusur olarak değerlendirilir, işverenin sorumluluğunu tümden kaldırmaz.
Belirli sayının üzerinde çalışanı olan işyerlerinde, iş sağlığı ve güvenliği çalışmalarına katılmak ve çalışanları temsil etmek üzere çalışan temsilcisi görevlendirilir. Temsilci, tehlikelerin giderilmesi için işverene öneride bulunma yetkisine sahiptir ve bu görevi nedeniyle hak kaybına uğratılamaz.
İşyeri Tehlike Sınıfları ve Yükümlülüklere Etkisi
İş sağlığı ve güvenliği mevzuatı, bütün işyerlerini aynı ölçüde ele almaz; işyerlerini yürütülen işin niteliğine göre tehlike sınıflarına ayırır. Tehlike sınıfı, işverenin yerine getirmesi gereken yükümlülüklerin kapsamını, sıklığını ve yoğunluğunu doğrudan belirlediği için pratik olarak büyük önem taşır.
Mevzuat, işyerlerini genel olarak az tehlikeli, tehlikeli ve çok tehlikeli olmak üzere üç sınıfta gruplandırır. Bir işyerinin hangi sınıfa girdiği, o işyerinde yürütülen asıl işe göre belirlenir. Örneğin büro hizmetleri genellikle az tehlikeli sınıfta yer alırken; maden, metal, yapı ve kimya işleri gibi faaliyetler çok tehlikeli sınıfta değerlendirilir. Sınıflandırma, ilgili tebliğ ekindeki listelere göre yapılır ve işverenin keyfi belirlemesine bırakılmamıştır.
Tehlike sınıfının etkileri çok yönlüdür: iş güvenliği uzmanının ve işyeri hekiminin sahip olması gereken belge sınıfı ve işyerine ayırması gereken süre, çalışanlara verilecek eğitimin süresi ve tekrar aralığı, risk değerlendirmesinin yenilenme sıklığı ve sağlık gözetiminin kapsamı tehlike sınıfına göre farklılaşır. Ayrıca bazı idari para cezaları ve işin durdurulması uygulamaları çok tehlikeli işyerlerinde daha sıkı biçimde devreye girer. Bu nedenle bir işyerinin tehlike sınıfının doğru tespit edilmesi, uyum yükümlülüklerinin planlanması bakımından ilk ve zorunlu adımdır.
Alt İşveren (Taşeron) İlişkisinde İSG Sorumluluğu
Uygulamada iş kazalarının önemli bir bölümü, asıl işveren-alt işveren (taşeron) ilişkisinin bulunduğu işyerlerinde meydana gelir. Bu ilişkide sorumluluğun kime ait olduğu, tazminat davalarının en çok tartışılan konularından biridir ve mağdur açısından hangi tarafa başvurulacağını belirler.
Kural olarak, aynı işyerinde birden fazla işverenin bulunması hâlinde bu işverenler iş sağlığı ve güvenliği tedbirlerinin uygulanmasında iş birliği yapmak, koordinasyonu sağlamak ve birbirlerini karşılıklı olarak riskler konusunda bilgilendirmekle yükümlüdür. Asıl işveren, alt işverenin çalıştırdığı işçilere karşı, o işyerinde alınması gereken iş sağlığı ve güvenliği tedbirlerinden alt işverenle birlikte sorumlu tutulabilir. Bu, mağdur işçinin hem doğrudan işvereni olan alt işverene hem de asıl işverene başvurabilmesine imkân tanır.
Alt işverenin, işi yerine getirmeye ehil olması ve gerekli iş sağlığı ve güvenliği tedbirlerini alabilecek yeterlilikte bulunması beklenir. Asıl işverenin, alt işvereni denetleme ve koordinasyonu sağlama yükümlülüğü, kaza sonrasındaki kusur değerlendirmesinde önemli bir ölçüttür. Muvazaalı (gerçekte var olmayan, kâğıt üzerinde kurulmuş) alt işveren ilişkilerinde ise işçi baştan asıl işverenin işçisi sayılabilir ve tüm sorumluluk asıl işverende toplanır. Bu nedenle iş kazası davalarında, taraflar arasındaki asıl işveren-alt işveren ilişkisinin niteliği ve gerçekliği dikkatle incelenir.
Acil Durumlar, Tahliye ve İlk Yardım Organizasyonu
İş sağlığı ve güvenliği yalnızca rutin çalışma koşullarını değil, olağanüstü ve acil durumları da kapsar. Yangın, patlama, kimyasal sızıntı, deprem gibi acil durumlarda çalışanların can güvenliğinin sağlanması, işverenin önceden planlama yapmasını gerektirir. Mevzuat, bu konuda işverene somut yükümlülükler getirir.
İşveren, işyerinde meydana gelebilecek acil durumları önceden değerlendirmek, bunların olumsuz etkilerini önleyici ve sınırlandırıcı tedbirleri almak ve acil durum planlarını hazırlamakla yükümlüdür. Bu planlar; tahliye yollarının ve çıkışların belirlenmesi, tahliye tatbikatlarının yapılması, yangınla mücadele ve ilk yardım organizasyonunun kurulması ile dışarıdan gelecek yardımla ilişkilerin düzenlenmesini içerir. Ayrıca çalışanlar arasından, işyerinin büyüklüğü ve taşıdığı özel tehlikeler dikkate alınarak yeterli sayıda destek elemanı (arama, kurtarma, tahliye, yangınla mücadele ve ilk yardım konularında) görevlendirilir.
Acil durum planlarının hazırlanmaması veya tatbikatların yapılmaması yalnızca idari para cezasına yol açmakla kalmaz; bir acil durum yaşandığında ortaya çıkan zararlarda işverenin kusurunu ağırlaştıran bir unsur olarak değerlendirilir. Özellikle çok sayıda çalışanın bulunduğu ve tehlikeli maddelerle çalışılan işyerlerinde, acil durum organizasyonunun etkinliği doğrudan can güvenliğini ilgilendirdiğinden, bu yükümlülüğün titizlikle yerine getirilmesi hayati önemdedir.
Risk Değerlendirmesi ve Önleyici Tedbirler
Risk değerlendirmesi, iş sağlığı ve güvenliği sisteminin temel taşıdır ve işverenin en önemli süreklilik arz eden yükümlülüklerinden biridir. Kanun kapsamındaki bütün işyerlerinde, tehlike sınıfı ne olursa olsun, risk değerlendirmesinin yapılması veya yaptırılması zorunludur. Risk değerlendirmesi; işyerinde var olan ya da dışarıdan gelebilecek tehlikelerin belirlenmesi, bu tehlikelerin riske dönüşmesine yol açan faktörler ile tehlikelerden kaynaklanan risklerin analiz edilerek derecelendirilmesi ve kontrol tedbirlerinin kararlaştırılması amacıyla yapılması gereken çalışmaları ifade eder.
Değerlendirme statik bir belge değildir; dinamik ve tekrarlanan bir süreçtir. İşyerinin tehlike sınıfına göre belirlenen aralıklarla (çok tehlikeli, tehlikeli ve az tehlikeli sınıflara göre farklı sürelerde) yenilenir. Bunun dışında işyerinin taşınması veya binalarda değişiklik yapılması, işyerinde uygulanan teknoloji, kullanılan madde ve ekipmanlarda değişiklik olması, üretim yönteminde değişiklik yapılması ya da bir iş kazası, meslek hastalığı veya ramak kala olayının meydana gelmesi durumlarında risk değerlendirmesi tümüyle veya kısmen yeniden yapılır. Bu yenileme yükümlülüğünün ihmali, sonraki bir kazada işverenin kusurunu ağırlaştıran önemli bir etkendir.
Önleyici tedbirler, risk değerlendirmesinin sonuçlarına göre belirlenir ve belirli bir hiyerarşi izler. Öncelik, riskin kaynağında ortadan kaldırılmasıdır; bu mümkün değilse tehlikeli sürecin daha az tehlikeliyle ikame edilmesi, ardından mühendislik kontrolleri ve toplu koruma tedbirleri gelir. Kişisel koruyucu donanım (baret, emniyet kemeri, gözlük, eldiven vb.) ise ancak diğer tedbirlerle riskin yeterince azaltılamadığı hâllerde ve son çare olarak devreye girer. İşveren, kişisel koruyucu donanımı ücretsiz sağlamak, kullanımını denetlemek ve gerekli eğitimi vermekle yükümlüdür.
Çalışanların eğitimi, önleyici tedbirlerin ayrılmaz bir parçasıdır. İşveren, çalışanların işe başlamadan önce, iş değişikliğinde, iş ekipmanının değişmesi hâlinde ve yeni teknoloji uygulanması durumunda sağlık ve güvenlik eğitimi almasını sağlamak zorundadır. Bu eğitimlerin yapıldığının belgelenmemesi, bir kaza sonrasında işverenin özen yükümlülüğünü yerine getirmediğinin kanıtı olarak değerlendirilir. Eğitimin verildiğine ilişkin belge ve imza föyleri, işveren açısından kusur savunmasının en önemli dayanaklarıdır.
İş Kazası ve Meslek Hastalığı
İş kazası, sigortalının işyerinde bulunduğu sırada, işveren tarafından yürütülen iş nedeniyle veya görevli olarak başka bir yere gönderilmesi sırasında, işverence sağlanan taşıtla işe gidiş-gelişte ya da emziren kadın sigortalının çocuğuna süt vermek için ayrılan zamanlarda meydana gelen ve sigortalıyı hemen veya sonradan bedence ya da ruhça engelli hâle getiren olaydır. Meslek hastalığı ise sigortalının çalıştığı işin niteliğine göre tekrarlanan bir sebeple veya işin yürütüm koşulları yüzünden uğradığı geçici veya sürekli hastalık, bedensel veya ruhsal engellilik hâlleridir.
Her iki durumda da işçi lehine çok katmanlı bir koruma devreye girer. İlk katman sosyal güvenliktir: Sosyal Güvenlik Kurumu, iş kazası ve meslek hastalığı sigortası kapsamında geçici iş göremezlik ödeneği, sürekli iş göremezlik geliri ve ölüm hâlinde hak sahiplerine gelir bağlanması gibi edimleri sağlar. Bu edimler, işverenin kusurundan bağımsız olarak sigortalılık esasına göre ödenir. İkinci katman işverenin hukuki sorumluluğudur: SGK'nın karşılamadığı zararlar için işçi veya hak sahipleri, işverenin kusuru ölçüsünde maddi ve manevi tazminat davası açabilir.
İş kazası tazminat davasında zararın miktarı, kusur dağılımı ve iş göremezlik oranı bilirkişi incelemeleriyle belirlenir. Maddi tazminat kalemleri arasında geçici iş göremezlik dönemi kayıpları, sürekli iş göremezlikten doğan kazanç kayıpları ve ölüm hâlinde destekten yoksun kalma tazminatı yer alır. Manevi tazminat ise yaşanan acı, elem ve üzüntünün kısmen giderilmesini amaçlar. Hesaplamada, SGK tarafından bağlanan gelirlerin peşin sermaye değeri işverenin sorumluluğundan düşülür; böylece mükerrer ödeme önlenir.
İşverenin bu davadaki sorumluluğunun temeli, iş sağlığı ve güvenliği tedbirlerini alma yükümlülüğüne aykırılıktır. Gerekli eğitimin verilmemesi, kişisel koruyucu donanımın sağlanmaması, makine ve tezgâhların güvenlik tertibatının bulunmaması, risk değerlendirmesinin yapılmamış olması gibi eksiklikler kusur değerlendirmesinde işveren aleyhine ağır basar. İşçinin de kurallara aykırı davranışı varsa müterafik kusur olarak tazminattan indirim yapılabilir; ancak işverenin denetim ve gözetim yükümlülüğü sürdüğünden bu indirim çoğu olayda sorumluluğu tümüyle kaldırmaz.
İş Sağlığı ve Güvenliği Kaynaklı İdari Para Cezaları
6331 sayılı Kanun, iş sağlığı ve güvenliği yükümlülüklerinin yerine getirilmemesini idari para cezalarına bağlamıştır. Bu cezaların en önemli özelliği, her yükümlülük için ayrı ayrı öngörülmüş olmalarıdır; yani işveren birden fazla yükümlülüğü ihlal etmişse, cezalar toplanarak uygulanır. Cezalar her takvim yılı başında yeniden değerleme oranında güncellenir ve işyerinin tehlike sınıfı ile çalışan sayısına göre artabilir.
Cezaya bağlanan başlıca ihlaller arasında; risk değerlendirmesi yaptırmamak, iş güvenliği uzmanı veya işyeri hekimi görevlendirmemek, çalışanlara sağlık ve güvenlik eğitimi vermemek, sağlık gözetimini yaptırmamak, çalışan temsilcisi görevlendirmemek, iş kazası ve meslek hastalığını süresinde SGK'ya bildirmemek, acil durum planlarını hazırlamamak ve büyük kaza önleme politikası oluşturmamak sayılabilir. Bazı ihlallerde ceza, aykırılığın devam ettiği her ay için yeniden uygulanır; bu da özellikle uzman ve hekim görevlendirme gibi süreklilik gerektiren yükümlülüklerde cezanın hızla katlanmasına yol açar.
İdari para cezaları, Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı iş müfettişleri tarafından yapılan denetimler sonucunda veya ilgili birimlerce uygulanır. Ceza tutanağının işverene tebliğ edilmesiyle idari yaptırım süreci başlar. Bu cezaların hukuka aykırı olduğu düşünülüyorsa, kanunda öngörülen süre içinde iptali için dava yoluna gidilebilir. İşin durdurulması gibi tedbirlerin aksine, İSG kaynaklı idari para cezalarına karşı açılacak iptal davaları idari yargıda görülür.
Süreklilik gösteren yükümlülüklerin (uzman/hekim görevlendirme, eğitim, risk değerlendirmesi gibi) ihlalinde ceza her ay yeniden uygulanabildiği için, eksikliğin bir an önce giderilmesi büyük önem taşır. Gecikme hem maliyeti artırır hem de olası bir kazada kusuru ağırlaştırır.
İşverenin Hukuki ve Cezai Sorumluluğu
Bir iş kazası veya meslek hastalığı gerçekleştiğinde, işverenin sorumluluğu farklı hukuk dallarında eş zamanlı olarak gündeme gelir. Bu sorumluluk türlerinin birbirinden bağımsız işlediğini bilmek, sürecin doğru yönetilmesi için gereklidir.
Hukuki (tazminat) sorumluluğu: İşveren, iş sağlığı ve güvenliği tedbirlerini alma borcuna aykırı davranmışsa, meydana gelen zarardan kusuru ölçüsünde sorumludur. İşçi veya hak sahipleri, SGK edimlerini aşan maddi zararlarını (kazanç kaybı, destekten yoksun kalma) ve manevi zararlarını tazminat davasıyla talep edebilir. Bu davada işverenin sözleşmeye dayalı özen borcuna aykırılığı esas alınır; kusur ve illiyet bağı bilirkişi raporuyla belirlenir. Ayrıca SGK, sigortalıya bağladığı gelirler için kusuru oranında işverene rücu edebilir.
Cezai sorumluluk: İş kazası bir yaralanma veya ölümle sonuçlanmışsa, işveren veya kusuru bulunan yetkililer hakkında Türk Ceza Kanunu'nun taksirle yaralama veya taksirle öldürme hükümleri uyarınca soruşturma ve kovuşturma yürütülür. Cezai sorumluluk kişiseldir; kusuru bulunan işveren, işveren vekili, iş güvenliği uzmanı veya usta başı gibi kişiler ayrı ayrı sorumlu tutulabilir. Kusurun derecesi (basit veya bilinçli taksir) ve sonucun ağırlığı, verilecek cezayı belirler. Bilinçli taksir, öngörülen sonucun istenmemesine rağmen tedbirsizce hareket edilmesi hâlinde cezayı ağırlaştırır.
İdari sorumluluk: Yukarıda ele alınan idari para cezaları ve işin durdurulması gibi tedbirler, bu üçüncü boyutu oluşturur. Önemli olan, bu üç sorumluluk türünün birbirinin yerine geçmemesidir: işveren bir kazada hem tazminat ödeyebilir, hem idari para cezasıyla karşılaşabilir, hem de ceza yargılamasında sanık olabilir. Bu nedenle bir iş kazasında hem işçi hem de işveren tarafı için sürecin bütüncül biçimde yönetilmesi kritik önemdedir.
SGK edimleri + kusur oranında maddi-manevi tazminat + ceza yargılamasında katılan sıfatı ile hakların takibi.
Tedbirlerin ve eğitimlerin belgelenmesiyle kusur savunması, SGK rücusuna itiraz ve ceza yargılamasında savunma.
İşin Durdurulması Tedbiri
İşin durdurulması, iş sağlığı ve güvenliği hukukunun en ağır idari tedbirlerinden biridir. Amacı, hayati tehlike oluşturan durumlar karşısında çalışanların yaşamını doğrudan korumaktır. İşyerindeki bina ve eklentilerde, çalışma yöntem ve şekillerinde veya iş ekipmanlarında çalışanlar için hayati tehlike oluşturan bir husus tespit edildiğinde, bu tehlike giderilinceye kadar tehlikenin niteliğine göre işin bir bölümünde veya tamamında iş durdurulur.
Karar, iş müfettişlerinden oluşan bir heyetin tespiti üzerine verilir. Ayrıca çok tehlikeli sınıfta yer alan maden, metal ve yapı işleri ile tehlikeli kimyasallarla çalışılan işlerin yapıldığı veya büyük endüstriyel kazaların olabileceği işyerlerinde, risk değerlendirmesi hiç yapılmamışsa bu durum tek başına işin durdurulması sebebi sayılabilir. Durdurma kararı gerekçesiyle birlikte işverene tebliğ edilir ve mülki idare amiri eliyle yerine getirilir.
İşveren, durdurma kararına konu eksiklikleri giderdiğinde ve tespit edilen hususları tamamladığını yazılı olarak bildirdiğinde, heyet yerinde inceleme yaparak kararı kaldırabilir. Durdurma süresince işveren, çalışanların ücretlerini ödemeye veya çalışanlara uygun başka iş vermeye devam eder; işçinin bu süredeki hakları korunur. İşverenin, durdurma kararına rağmen çalışmayı sürdürmesi ayrı ve ağır yaptırımlara tabidir.
Karara karşı hukuki yol açıktır: işveren, işin durdurulması kararına karşı tebliğ tarihinden itibaren altı iş günü içinde yetkili İdare Mahkemesinde itiraz edebilir. İdare Mahkemesi itirazı öncelikle görüşür ve kısa sürede karara bağlar; mahkemenin bu konudaki kararı kesindir. Bu kısa ve özel usul, hem tehlikenin bir an önce giderilmesini hem de işverenin haksız bir durdurmaya karşı hızlı hukuki koruma bulmasını amaçlar.
Görevli ve Yetkili Mahkeme: İş, İdare ve Ceza Mahkemeleri
İş sağlığı ve güvenliği uyuşmazlıklarında tek bir görevli mahkeme yoktur; talebin niteliği, hangi yargı kolunun ve hangi mahkemenin görevli olduğunu belirler. Bu ayrımın doğru yapılması, görevsizlik veya yargı yolu yanlışlığından kaynaklanan zaman kayıplarını önler. Uygulamada üç ayrı yargı kolu devreye girer.
İş Mahkemesi: İş kazası veya meslek hastalığından kaynaklanan maddi ve manevi tazminat davaları ile işçi-işveren ilişkisinden doğan (haklı fesih, ücret, tazminat gibi) alacak davaları İş Mahkemesinde görülür. İş kazası ve meslek hastalığı tazminatı davaları, zorunlu arabuluculuğun istisnasıdır; yani arabulucuya başvurmadan doğrudan dava açılabilir. Yetki bakımından dava, davalının yerleşim yeri veya işin yapıldığı yer mahkemesinde açılabilir.
İdare Mahkemesi: İş Sağlığı ve Güvenliği Kanunu uyarınca uygulanan idari para cezalarına ve işin durdurulması kararlarına karşı açılan iptal davaları idari yargıda görülür. İşin durdurulmasına itiraz altı iş günlük özel bir süreye tabidir; idari para cezalarına karşı iptal davaları ise genel idari dava süresine tabidir.
Ceza Mahkemesi: İş kazasının yaralanma veya ölümle sonuçlandığı hâllerde, taksirle yaralama veya taksirle öldürme suçları yönünden ceza yargılaması yürütülür. Suçun ağırlığına göre görevli mahkeme Asliye Ceza veya Ağır Ceza Mahkemesi olabilir. Ceza davası, tazminat davasından bağımsız yürür; ancak ceza mahkemesinin kusura ilişkin kesinleşmiş tespitleri tazminat davasında bağlayıcı olabilir.
| Uyuşmazlık Türü | Görevli Mahkeme | Yargı Kolu | Not |
|---|---|---|---|
| İş kazası / meslek hastalığı tazminatı | İş Mahkemesi | Adli (özel) | Zorunlu arabuluculuğun istisnası; doğrudan dava |
| İSG idari para cezasına itiraz | İdare Mahkemesi | İdari | Tebliğden itibaren süreli iptal davası |
| İşin durdurulması kararına itiraz | İdare Mahkemesi | İdari | 6 iş günü içinde, öncelikli inceleme |
| Taksirle yaralama / öldürme | Asliye/Ağır Ceza | Ceza | Sonucun ağırlığına göre değişir |
| SGK rücu davası | İş Mahkemesi | Adli | SGK'nın işverene rücu talebi |
Hisarcık'daki iş sağlığı ve güvenliği uyuşmazlıkları, talebin niteliğine ve yer bakımından yetki kurallarına göre Kütahya Adliyesi yargı çevresindeki ilgili İş, İdare veya Ceza Mahkemesinde görülür. Doğru yargı kolunun ve görevli mahkemenin baştan belirlenmesi, sürecin gereksiz uzamasını önler.
Hisarcık'da İş Kazası Tazminat Davası Nasıl Açılır?
Bir iş kazası veya meslek hastalığı sonrasında sürecin doğru sırayla yürütülmesi, hem hak kayıplarını önler hem de sonucu güçlendirir. Aşağıdaki adımlar tipik bir iş kazası tazminat sürecinin ana hatlarını gösterir; her adım Hisarcık bölgesindeki uyuşmazlıklar için de aynı şekilde işler:
Kaza anı ve sonrası belgelenir; işverenin SGK'ya bildirim yükümlülüğü, hastane kayıtları ve iş kazası tutanağı bir araya getirilir.
Risk değerlendirmesi, eğitim föyleri, kişisel koruyucu donanım kayıtları, iş güvenliği uzmanı raporları, tanık bilgileri ve SGK dosyası derlenir.
SGK ve yetkili sağlık kurulları aracılığıyla sürekli iş göremezlik oranı tespit edilir; bu oran tazminat hesabının temelini oluşturur.
Yetkili İş Mahkemesinde maddi ve manevi tazminat davası açılır; iş kazası tazminatı arabuluculuk şartından muaf olduğundan doğrudan başvurulabilir.
İş güvenliği ve hesap bilirkişileri, kusur dağılımını, illiyet bağını ve zarar miktarını raporlarla belirler; SGK gelirlerinin peşin değeri mahsup edilir.
Mahkeme kararı verir; taraflar süresinde istinaf, koşulları varsa temyiz yoluna başvurabilir. Kesinleşen karar icra yoluyla tahsil edilir.
İş Sağlığı ve Güvenliği Davalarında Süreler ve Zamanaşımı
İş sağlığı ve güvenliği kaynaklı uyuşmazlıklarda süreler, talebin türüne göre önemli farklılıklar gösterir ve doğru hesaplanması hakların korunması bakımından belirleyicidir.
Tazminat davalarında zamanaşımı: İş kazası ve meslek hastalığından kaynaklanan tazminat taleplerinde, haksız fiil sorumluluğuna ilişkin ilkeler uygulanır; zararın ve sorumlunun öğrenilmesinden itibaren işleyen kısa süre ile fiil tarihinden itibaren işleyen uzun süre birlikte gözetilir. Önemli bir kural şudur: iş kazası aynı zamanda bir suç oluşturuyorsa (taksirle yaralama veya öldürme gibi), ceza kanununda o suç için öngörülen daha uzun (uzamış) zamanaşımı süresi, tazminat davası bakımından da uygulanabilir. Bu, mağdur veya hak sahipleri lehine önemli bir imkândır.
İdari yaptırımlarda süreler: İdari para cezalarına karşı iptal davaları, cezanın tebliğinden itibaren kanunda öngörülen görece kısa sürelere tabidir. İşin durdurulması kararına itiraz ise altı iş günlük özel bir süreye bağlıdır ve bu süre kaçırıldığında tedbire karşı hukuki koruma imkânı ciddi biçimde daralır. Sürelerin kaçırılması geri dönülmez hak kayıplarına yol açtığından, gerek bir kaza gerekse bir idari yaptırım sonrasında vakit kaybetmeden hukuki değerlendirme yaptırmak büyük önem taşır.
İş Kazası ve İSG Uyuşmazlıklarında Sık Yapılan Hatalar
Uygulamada tarafların haklarını zayıflatan bazı tekrarlayan hatalar vardır. Bunların önceden bilinmesi, telafisi güç kayıpları önler:
- Kaza anının belgelenmemesi: Olay yerinin fotoğraflanmaması, tanık bilgilerinin alınmaması ve iş kazası tutanağının düzenlenmemesi, sonradan kusur ve illiyet bağının ispatını güçleştirir.
- İbraname veya feragat belgelerinin bilinçsiz imzalanması: Kaza sonrası "her türlü hakkımı aldım" içerikli belgelerin dikkatsizce imzalanması, ileride açılacak tazminat talebini zayıflatabilir.
- SGK sürecinin ihmali: İş göremezlik oranının ve SGK edimlerinin doğru takip edilmemesi, hem sosyal güvenlik haklarını hem de tazminat hesabını olumsuz etkiler.
- İşveren tarafında belge eksikliği: Risk değerlendirmesi, eğitim föyleri ve kişisel koruyucu donanım kayıtlarının tutulmaması, işverenin kusur savunmasını dayanaksız bırakır.
- Sürelerin kaçırılması: Özellikle işin durdurulmasına itirazdaki altı iş günlük sürenin geçirilmesi, idari yaptırıma karşı hukuki korumayı ortadan kaldırabilir.
İş Kazası ve İSG Davaları İçin Gerekli Belgeler
Sağlam bir dosya, sürecin en kritik parçasıdır. Aşağıdaki belge ve bilgiler, iş kazası tazminatı veya İSG uyuşmazlığı sürecinde büyük önem taşır:
- İş kazası tutanağı ve SGK bildirimi: Kazanın tarihi, oluş şekli ve resmi bildirimini belgeler.
- Hastane ve sağlık kurulu raporları: Yaralanmanın niteliğini ve iş göremezlik oranını gösterir.
- Risk değerlendirmesi ve eğitim belgeleri: İşverenin özen yükümlülüğünü yerine getirip getirmediğini ortaya koyar.
- SGK hizmet dökümü ve dosyası: Sigortalılık, kıdem, bildirilen ücret ve bağlanan gelirleri kanıtlar.
- İş güvenliği uzmanı/işyeri hekimi kayıtları: Tespit ve uyarıların yapılıp yapılmadığını gösterir.
- Tanık bilgileri ve olay yeri görselleri: Kazanın oluş şeklini ve koşullarını ortaya koyar.
İş Sağlığı ve Güvenliği Avukatı Seçerken Nelere Dikkat Edilmeli?
İş sağlığı ve güvenliği hukuku, iş hukuku, sosyal güvenlik, idare hukuku ve ceza hukukunun kesiştiği çok boyutlu ve teknik bir alandır. Bir kazada tazminat, idari yaptırım ve ceza boyutlarının eş zamanlı yürüyebilmesi, sürecin bütüncül biçimde planlanmasını gerektirir. Hisarcık bölgesindeki avukatları listeden incelerken, görüşme sırasında şu noktaları netleştirmeniz yararlı olur:
İş kazası tazminatı, kusur ve iş göremezlik hesabı, idari para cezası itirazı gibi İSG uyuşmazlıklarında düzenli çalışıp çalışmadığı.
Tazminat, idari itiraz ve ceza boyutlarını birlikte ele alan, süreleri ve olası senaryoları baştan açıklayabilen bir yaklaşım.
Maddi-manevi tazminat kalemlerini, SGK mahsubunu ve müterafik kusur etkisini anlaşılır biçimde aktarması.
Vekâlet ücreti, yargılama gideri ve bilirkişi masraflarının yazılı ve şeffaf biçimde belirtilmesi.
Görüşmede sorabileceğiniz örnek sorular: "Benim durumumda işverenin kusur oranı yaklaşık nasıl değerlendirilir?", "İş kazası tazminatı davasında hangi kalemleri talep edebiliriz?", "SGK'nın bağladığı gelir tazminattan nasıl mahsup edilir?", "İdari para cezasına itiraz için sürem ne kadar?", "Ceza davası ile tazminat davası birbirini nasıl etkiler?" Bu sorulara verilen yanıtların açıklığı, avukatın alana hâkimiyeti hakkında fikir verir. Avukatlık mevzuatı gereği avukatlar dava sonucu hakkında kesin başarı taahhüdünde bulunamaz; size gerçekçi ve dengeli bir değerlendirme sunan yaklaşım daha güvenilirdir.
İlgili Mevzuat
İş sağlığı ve güvenliği uyuşmazlıkları, birden çok kanunun bir arada uygulanmasını gerektirir. Başlıca kaynaklar şunlardır:
- 6331 sayılı İş Sağlığı ve Güvenliği Kanunu
İşverenin yükümlülükleri, risk değerlendirmesi, çalışanların hakları, işin durdurulması ve idari para cezalarının ana kaynağı. - 4857 sayılı İş Kanunu
İş sözleşmesi, fesih, çalışma koşulları ve işçinin genel korunmasına ilişkin temel kurallar; İSG ile birlikte uygulanır. - 5510 sayılı Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası Kanunu
İş kazası ve meslek hastalığı sigortası, SGK edimleri, iş göremezlik gelirleri ve rücuya ilişkin kuralları içerir. - 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu
İşverenin işçiyi gözetme borcu ve haksız fiil sorumluluğu ile tazminatın belirlenmesine ilişkin genel hükümler. - 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu
İş kazasının yaralanma veya ölümle sonuçlandığı hâllerde taksirle yaralama ve taksirle öldürme suçlarını düzenler. - 7036 sayılı İş Mahkemeleri Kanunu
İş mahkemelerinin görev ve yetkisi ile iş kazası tazminatının zorunlu arabuluculuk istisnasını belirler.
Emsal İçtihat Yaklaşımları
Yüksek mahkeme kararlarında istikrar kazanmış başlıca ilkeler:
İşverenin, yalnızca mevzuattaki asgari tedbirleri değil, teknolojinin ve bilimin gerektirdiği tüm güvenlik önlemlerini almakla yükümlü olduğu; öngörülebilir riskleri önlememenin kusur sayıldığı yönündeki yerleşik yaklaşım.
İşçiye iş sağlığı ve güvenliği eğitimi verildiğinin ve denetimin yapıldığının işverence belgelenememesi hâlinde, kusur dağılımında işveren aleyhine değerlendirme yapıldığı eğilimi.
İşçinin kurallara aykırı davranışının bulunduğu hâllerde tazminattan indirim yapılabileceği; ancak işverenin gözetim ve denetim yükümlülüğü sürdüğünden bu indirimin sorumluluğu tümüyle kaldırmadığı değerlendirmesi.
İş kazasının aynı zamanda suç oluşturduğu hâllerde, ceza kanunundaki daha uzun zamanaşımı süresinin tazminat davası bakımından da uygulanarak mağdur lehine sonuç doğurabileceği yaklaşımı.
Sıkça Sorulan Sorular
Hisarcık'da iş sağlığı ve güvenliği kaynaklı bir uyuşmazlık hangi mahkemede görülür?
İş sağlığı ve güvenliği uyuşmazlıkları tek bir mahkemeye ait değildir; talebin niteliğine göre görevli yargı yeri değişir. İş kazası veya meslek hastalığından doğan maddi ve manevi tazminat davaları ile işçi-işveren ilişkisinden kaynaklanan alacak davaları İş Mahkemesinde görülür. İş Sağlığı ve Güvenliği Kanunu uyarınca verilen idari para cezalarına ve işin durdurulması kararlarına karşı açılan iptal davaları ise İdare Mahkemesinde görülür. Kazada taksirle yaralama veya ölüme neden olma söz konusuysa cezai boyut Asliye Ceza veya Ağır Ceza Mahkemesinde ele alınır. Hisarcık'daki uyuşmazlıklar yer bakımından yetki kurallarına göre Kütahya Adliyesi yargı çevresindeki ilgili mahkemede görülür.
İşverenin iş sağlığı ve güvenliği bakımından temel yükümlülükleri nelerdir?
6331 sayılı İş Sağlığı ve Güvenliği Kanunu, işverene çalışanların sağlık ve güvenliğini korumak için kapsamlı yükümlülükler getirir. İşveren mesleki risklerin önlenmesini sağlamak, gerekli araç ve gereçleri temin etmek, sağlık ve güvenlik tedbirlerini değişen şartlara uygun hâle getirmek ve mevcut durumu iyileştirmekle yükümlüdür. Risklerden kaçınma, kaçınılamayan riskleri analiz etme, tehlikeli olanı tehlikesiz veya daha az tehlikeli olanla değiştirme temel önleme ilkeleridir. İşveren ayrıca risk değerlendirmesi yaptırmak, çalışanlara eğitim vermek, iş güvenliği uzmanı ve işyeri hekimi görevlendirmek, çalışan temsilcisi belirlemek ve sağlık gözetimini sağlamakla görevlidir. Bu yükümlülüklerin yerine getirilmesi, ödenmesi gereken güvenlik borcunun içeriğini oluşturur.
İşyerinde risk değerlendirmesi yapmak zorunlu mudur?
Evet. Risk değerlendirmesi, İş Sağlığı ve Güvenliği Kanunu kapsamındaki bütün işyerlerinde işverenin temel ve süreklilik arz eden yükümlülüklerinden biridir. Risk değerlendirmesi; işyerinde var olan ya da dışarıdan gelebilecek tehlikelerin belirlenmesi, bu tehlikelerin riske dönüşmesine yol açan faktörler ile risklerin analiz edilerek derecelendirilmesi ve kontrol tedbirlerinin kararlaştırılması sürecidir. Değerlendirme, işyerinin tehlike sınıfına ve büyüklüğüne göre belirlenen aralıklarla yenilenir; ayrıca işyerinin taşınması, yeni teknoloji uygulanması, iş kazası veya meslek hastalığı meydana gelmesi gibi durumlarda tümüyle veya kısmen tekrarlanır. Risk değerlendirmesi yaptırmamak, hem idari para cezasına yol açar hem de bir iş kazası hâlinde işverenin kusurunun ağırlaşmasında belirleyici olur.
İş kazası geçiren işçinin hakları nelerdir ve işveren hangi hâllerde sorumlu olur?
İş kazası hâlinde işçi lehine çok katmanlı bir koruma devreye girer. Sosyal Güvenlik Kurumu; geçici iş göremezlik ödeneği, sürekli iş göremezlik geliri ve ölüm hâlinde hak sahiplerine gelir bağlanması gibi edimleri sağlar. Bunun yanında işçi veya hak sahipleri, işverenin kusuru ölçüsünde SGK'nın karşılamadığı maddi ve manevi zararları için tazminat davası açabilir. İşverenin sorumluluğunun temeli, iş sağlığı ve güvenliği tedbirlerini alma yükümlülüğüdür; gerekli eğitim, ekipman, gözetim ve denetimlerin sağlanmaması kusur değerlendirmesinde işveren aleyhine ağır basar. Kazada işçinin de kusuru varsa (müterafik kusur) tazminattan indirim yapılabilir. Ağır sonuçlu kazalarda taksirle yaralama veya ölüme neden olma yönünden cezai sorumluluk da gündeme gelir.
İş sağlığı ve güvenliği kurallarına uymayan işverene ne tür idari para cezaları uygulanır?
İş Sağlığı ve Güvenliği Kanunu, yükümlülüklerin her biri için ayrı idari para cezaları öngörür ve bu cezalar her takvim yılında yeniden değerleme oranında güncellenir. Risk değerlendirmesi yaptırmamak, iş güvenliği uzmanı veya işyeri hekimi görevlendirmemek, çalışanlara eğitim vermemek, iş kazasını süresinde bildirmemek gibi ihlaller ayrı ayrı cezalandırılır. Bazı ihlallerde ceza, aykırılığın devam ettiği her ay için yeniden uygulanır ve işyerinin tehlike sınıfı ile çalışan sayısına göre artabilir. İdari para cezaları Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı iş müfettişlerince veya yetkili birimlerce uygulanır. Bu cezalara karşı, tebliğden itibaren belirlenen sürede İdare Mahkemesinde iptal davası açılabilir.
İşin durdurulması kararı nedir ve nasıl kaldırılır?
İşin durdurulması, işyerindeki bina ve eklentilerde, çalışma yöntem ve şekillerinde veya iş ekipmanlarında çalışanlar için hayati tehlike oluşturan bir husus tespit edildiğinde uygulanan idari bir tedbirdir. Karar, iş müfettişlerinden oluşan heyetin tespiti üzerine verilir; çok tehlikeli sınıfta yer alan maden, metal ve yapı işleri ile tehlikeli kimyasallarla çalışılan işlerde risk değerlendirmesi hiç yapılmamışsa da işin durdurulmasına gidilebilir. Durdurma kararı yerine getirilene kadar işyerinde çalışmaya devam edilemez. İşveren, eksiklikleri gidererek tespit edilen hususları tamamladığını bildirdiğinde, heyetin yerinde incelemesiyle durdurma kararı kaldırılır. Karara karşı, tebliğden itibaren altı iş günü içinde yetkili İdare Mahkemesinde itiraz yoluna gidilebilir; mahkeme itirazı öncelikle inceler.
İşçi, iş sağlığı ve güvenliği tedbirlerinin alınmaması nedeniyle çalışmaktan kaçınabilir mi?
Evet. İş Sağlığı ve Güvenliği Kanunu, ciddi ve yakın tehlikeyle karşı karşıya kalan çalışana çalışmaktan kaçınma hakkı tanır. Çalışan, karşı karşıya olduğu ciddi ve yakın tehlikenin giderilmesi için işverene veya çalışan temsilcisine başvurur; talep üzerine kurul acilen toplanır (kurul yoksa işveren durumu değerlendirir) ve karar yazılı olarak çalışana bildirilir. Gerekli tedbirler alınana kadar çalışan çalışmaktan kaçınabilir ve bu süre için ücreti ile diğer hakları saklı kalır. Ciddi, yakın ve önlenemeyen tehlike durumunda ise çalışan işyerini veya tehlikeli bölgeyi terk ederek güvenli yere gidebilir; bu hakkını kullandığı için hiçbir dezavantaja uğratılamaz. Tedbir alınmaması işçiye ayrıca haklı nedenle fesih hakkı da verebilir.
Meslek hastalığı nedir ve nasıl tespit edilir?
Meslek hastalığı, işçinin yürüttüğü işin niteliği gereği tekrarlanan bir sebeple ya da işin yürütüm koşulları yüzünden uğradığı geçici veya sürekli hastalık, bedensel veya ruhsal engellilik hâlidir. İş kazasından farkı, ani bir olaya değil, işin niteliğinden kaynaklanan ve zamanla gelişen bir sürece dayanmasıdır. Meslek hastalığının tespiti, sigortalının çalıştığı işle hastalık arasındaki illiyet bağının belirlenmesini gerektirir; bu tespit Sosyal Güvenlik Kurumu tarafından yetkili sağlık hizmeti sunucularının raporları ve gerektiğinde yüksek sağlık kurulu değerlendirmesiyle yapılır. Meslek hastalığına yakalanan işçi de iş kazasında olduğu gibi hem SGK edimlerinden yararlanır hem de işverenin kusuru ölçüsünde maddi ve manevi tazminat talep edebilir. Hastalığın işten ayrıldıktan sonra ortaya çıkması, belirli yükümlülük süreleri içinde kalmak kaydıyla hakları ortadan kaldırmaz.
İş güvenliği uzmanı ve işyeri hekimi bulundurmak zorunlu mudur?
İş Sağlığı ve Güvenliği Kanunu, işverene işyerinin tehlike sınıfına ve çalışan sayısına göre iş güvenliği uzmanı, işyeri hekimi ve gerektiğinde diğer sağlık personeli görevlendirme yükümlülüğü getirir. Bu görevlendirme, işyerinde kendi bünyesindeki personelle veya ortak sağlık ve güvenlik birimlerinden (OSGB) hizmet alınarak yapılabilir. İş güvenliği uzmanı ve işyeri hekimi, işverene risklerin önlenmesi konusunda rehberlik eder, tespit ettikleri hususları yazılı olarak bildirir; hayati tehlike içeren durumlar işverence giderilmezse durumu Bakanlığa bildirmekle yükümlüdürler. Bu profesyonellerin görevlendirilmemesi ayrı bir idari para cezası doğurur ve bir iş kazası hâlinde işverenin özen yükümlülüğünü yerine getirmediğinin göstergesi olarak kusur değerlendirmesinde etkili olur.
İş sağlığı ve güvenliği davalarında zamanaşımı ne kadardır?
Süre, talebin türüne göre değişir. İş kazası veya meslek hastalığından kaynaklanan maddi ve manevi tazminat davalarında, haksız fiil sorumluluğu ilkeleri gereği zararın ve failin öğrenilmesinden itibaren daha kısa; her hâlde fiil tarihinden itibaren daha uzun süreli zamanaşımı gündeme gelir. Ancak iş kazası aynı zamanda bir suç oluşturuyorsa, ceza kanunundaki daha uzun (uzamış) zamanaşımı süresi tazminat davası için de uygulanabilir; bu husus mağdur lehine önemli bir imkândır. İdari para cezalarına karşı iptal davaları ise tebliğden itibaren belirli ve kısa sürelere tabidir. Sürelerin kaçırılması ciddi hak kayıplarına yol açtığından, kazadan veya cezanın tebliğinden sonra vakit kaybetmeden hukuki değerlendirme yaptırmak önemlidir.
