Tarsus AİHM Başvuruları Avukatları

Tarsus, Mersin ilçesinde AİHM başvuruları alanında hizmet veren 380 avukat. Bireysel başvuru koşulları, iç hukuk yollarının tüketilmesi, dört aylık süre, kabul edilebilirlik ve adil tazmin bilgileriyle inceleyin.

Bağımsız, tarafsız ve ücretsiz dizin — aracılık yapmıyoruz. Tüm listelemeler her sayfa yenilemesinde rastgele sıralanır; hiçbir avukat öne çıkarılmaz. Listeleme için hiçbir avukattan ücret/komisyon alınmaz ve platform üzerinden danışmanlık ya da aracılık yapılmaz. HukukiUzman yalnızca kamuya açık baro bilgilerini sunan bir rehber/dizindir.

Av. Fatma Yildiz
Av. Fatma Yildiz
Mersin Mersin Barosu

Mersin ilinde avukatlık hizmetleri sunmaktadır. Mersin Barosu'na 3359 sicil numarasıyla kayıtlıdır.

Av. Ramazan Akinci
Av. Ramazan Akinci
Mersin Mersin Barosu

Mersin ilinde avukatlık mesleğini icra etmekte olup Mersin Barosu'nun 4256 sicil numaralı üyesidir.

Av. Hakki Meniz
Av. Hakki Meniz
Mersin Mersin Barosu

1572 baro sicil numarasıyla Mersin Barosu'na kayıtlı bir avukat olarak Mersin ilinde faaliyet göstermektedir.

Av. Cumali Burak Çopur
Av. Cumali Burak Çopur
Mersin Mersin Barosu

Mersin ilinde avukatlık mesleğini icra etmekte olup Mersin Barosu'nun 5022 sicil numaralı üyesidir.

Av. Abdurrahman Sari
Av. Abdurrahman Sari
Mersin Mersin Barosu

1622 baro sicil numarasıyla Mersin Barosu'na kayıtlı bir avukat olarak Mersin ilinde faaliyet göstermektedir.

Av. Münevver Sönmez
Av. Münevver Sönmez
Mersin Mersin Barosu

Mersin Barosu bünyesinde 4052 sicil numarasıyla kayıtlıdır. Mersin ilinde avukatlık ve hukuki danışmanlık hizmetleri vermektedir.

Av. Selçuk Sönmez
Av. Selçuk Sönmez
Mersin Mersin Barosu

1787 baro sicil numarasıyla Mersin Barosu'na kayıtlı bir avukat olarak Mersin ilinde faaliyet göstermektedir.

Av. Ayhan Şaşmaz
Av. Ayhan Şaşmaz
Mersin Mersin Barosu

Mersin Barosu bünyesinde 1414 sicil numarasıyla kayıtlıdır. Mersin ilinde avukatlık ve hukuki danışmanlık hizmetleri vermektedir.

Av. Fahri Eryilmaz
Av. Fahri Eryilmaz
Mersin Mersin Barosu

4442 baro sicil numarasıyla Mersin Barosu'na kayıtlı bir avukat olarak Mersin ilinde faaliyet göstermektedir.

Av. Taylan Efe Çelik
Av. Taylan Efe Çelik
Mersin Mersin Barosu

Mersin ilinde avukatlık mesleğini icra etmekte olup Mersin Barosu'nun 2944 sicil numaralı üyesidir.

Av. Şerife Altay
Av. Şerife Altay
Mersin Mersin Barosu

Mersin Barosu'nun 3200 sicil numaralı üyesidir. Mersin ilinde avukatlık ve hukuki danışmanlık hizmetleri vermektedir.

Av. Seyfettin Orhan
Av. Seyfettin Orhan
Mersin Mersin Barosu

Mersin ilinde avukatlık mesleğini icra etmekte olup Mersin Barosu'nun 3715 sicil numaralı üyesidir.

Av. Feride Yiğitşahin
Av. Feride Yiğitşahin
Mersin Mersin Barosu

3986 baro sicil numarasıyla Mersin Barosu'na kayıtlı bir avukat olarak Mersin ilinde faaliyet göstermektedir.

Av. Aliye Özcan
Av. Aliye Özcan
Mersin Mersin Barosu

Mersin Barosu'nun 1738 sicil numaralı üyesidir. Mersin ilinde avukatlık ve hukuki danışmanlık hizmetleri vermektedir.

Av. Yaren Çifçi
Av. Yaren Çifçi
Mersin Mersin Barosu

Mersin Barosu bünyesinde 5812 sicil numarasıyla kayıtlıdır. Mersin ilinde avukatlık ve hukuki danışmanlık hizmetleri vermektedir.

Av. Arife Tekeli
Av. Arife Tekeli
Mersin Mersin Barosu

Mersin Barosu'nun 3592 sicil numaralı üyesidir. Mersin ilinde avukatlık ve hukuki danışmanlık hizmetleri vermektedir.

Av. Turgay Özek
Av. Turgay Özek
Mersin Mersin Barosu

Mersin Barosu'nun 734 sicil numaralı üyesidir. Mersin ilinde avukatlık ve hukuki danışmanlık hizmetleri vermektedir.

Av. Sümmeye Balkaya
Av. Sümmeye Balkaya
Mersin Mersin Barosu

Mersin Barosu bünyesinde 3670 sicil numarasıyla kayıtlıdır. Mersin ilinde avukatlık ve hukuki danışmanlık hizmetleri vermektedir.

Av. Mustafa Serin
Av. Mustafa Serin
Mersin Mersin Barosu

Mersin Barosu'nun 2517 sicil numaralı üyesidir. Mersin ilinde avukatlık ve hukuki danışmanlık hizmetleri vermektedir.

Av. Nisa Şeker
Av. Nisa Şeker
Mersin Mersin Barosu

Mersin Barosu bünyesinde 5500 sicil numarasıyla kayıtlıdır. Mersin ilinde avukatlık ve hukuki danışmanlık hizmetleri vermektedir.

Av. Zeynep Ekti
Av. Zeynep Ekti
Mersin Mersin Barosu

2971 baro sicil numarasıyla Mersin Barosu'na kayıtlı bir avukat olarak Mersin ilinde faaliyet göstermektedir.

Av. Gürcan Çalici
Av. Gürcan Çalici
Mersin Mersin Barosu

Mersin ilinde avukatlık mesleğini icra etmekte olup Mersin Barosu'nun 1678 sicil numaralı üyesidir.

Av. Merve Aksa
Av. Merve Aksa
Mersin Mersin Barosu

Mersin ilinde avukatlık mesleğini icra etmekte olup Mersin Barosu'nun 5692 sicil numaralı üyesidir.

Av. Mehmet Boro
Av. Mehmet Boro
Mersin Mersin Barosu

772 baro sicil numarasıyla Mersin Barosu'na kayıtlı bir avukat olarak Mersin ilinde faaliyet göstermektedir.

Av. Ünzile Kuru
Av. Ünzile Kuru
Mersin Mersin Barosu

1034 baro sicil numarasıyla Mersin Barosu'na kayıtlı bir avukat olarak Mersin ilinde faaliyet göstermektedir.

Av. Emre Can Kiriş
Av. Emre Can Kiriş
Mersin Mersin Barosu

Mersin Barosu bünyesinde 5550 sicil numarasıyla kayıtlıdır. Mersin ilinde avukatlık ve hukuki danışmanlık hizmetleri vermektedir.

Av. Cemre Oben Kispet
Av. Cemre Oben Kispet
Mersin Mersin Barosu

Mersin ilinde avukatlık mesleğini icra etmekte olup Mersin Barosu'nun 5929 sicil numaralı üyesidir.

Av. Uday Canatan
Av. Uday Canatan
Mersin Mersin Barosu

Mersin ilinde avukatlık hizmetleri sunmaktadır. Mersin Barosu'na 4352 sicil numarasıyla kayıtlıdır.

Av. Beyza Nur Şengül
Av. Beyza Nur Şengül
Mersin Mersin Barosu

Mersin Barosu bünyesinde 4559 sicil numarasıyla kayıtlıdır. Mersin ilinde avukatlık ve hukuki danışmanlık hizmetleri vermektedir.

Av. Feti Tetik
Av. Feti Tetik
Mersin Mersin Barosu

Mersin ilinde avukatlık mesleğini icra etmekte olup Mersin Barosu'nun 979 sicil numaralı üyesidir.

Av. Güner Ziylan
Av. Güner Ziylan
Mersin Mersin Barosu

Mersin Barosu'nun 665 sicil numaralı üyesidir. Mersin ilinde avukatlık ve hukuki danışmanlık hizmetleri vermektedir.

Av. Kasim Onur Gökşen
Av. Kasim Onur Gökşen
Mersin Mersin Barosu

Mersin ilinde avukatlık mesleğini icra etmekte olup Mersin Barosu'nun 3065 sicil numaralı üyesidir.

Av. Oğuzhan Şimşek
Av. Oğuzhan Şimşek
Mersin Mersin Barosu

Mersin ilinde avukatlık mesleğini icra etmekte olup Mersin Barosu'nun 3500 sicil numaralı üyesidir.

Av. Neslihan Kula Kabak
Av. Neslihan Kula Kabak
Mersin Mersin Barosu

Mersin ilinde avukatlık mesleğini icra etmekte olup Mersin Barosu'nun 1279 sicil numaralı üyesidir.

Av. Cavidan Nur Mihoğlu Güç
Av. Cavidan Nur Mihoğlu Güç
Mersin Mersin Barosu

Mersin ilinde avukatlık hizmetleri sunmaktadır. Mersin Barosu'na 2664 sicil numarasıyla kayıtlıdır.

Av. Çağla Doğaroğlu
Av. Çağla Doğaroğlu
Mersin Mersin Barosu

Mersin Barosu'nun 2996 sicil numaralı üyesidir. Mersin ilinde avukatlık ve hukuki danışmanlık hizmetleri vermektedir.

Av. Tunç Şahin
Av. Tunç Şahin
Mersin Mersin Barosu

Mersin Barosu bünyesinde 3625 sicil numarasıyla kayıtlıdır. Mersin ilinde avukatlık ve hukuki danışmanlık hizmetleri vermektedir.

Av. Nail Yeşilbudak
Av. Nail Yeşilbudak
Mersin Mersin Barosu

Mersin ilinde avukatlık hizmetleri sunmaktadır. Mersin Barosu'na 1574 sicil numarasıyla kayıtlıdır.

Av. Mehmet Kara
Av. Mehmet Kara
Mersin Mersin Barosu

Mersin ilinde avukatlık mesleğini icra etmekte olup Mersin Barosu'nun 5908 sicil numaralı üyesidir.

Av. Begüm İlayda Yilmaz
Av. Begüm İlayda Yilmaz
Mersin Mersin Barosu

Mersin ilinde avukatlık mesleğini icra etmekte olup Mersin Barosu'nun 5468 sicil numaralı üyesidir.

Av. Rojbin Gürel
Av. Rojbin Gürel
Mersin Mersin Barosu

Mersin Barosu bünyesinde 5069 sicil numarasıyla kayıtlıdır. Mersin ilinde avukatlık ve hukuki danışmanlık hizmetleri vermektedir.

Av. Ayhan Oran
Av. Ayhan Oran
Mersin Mersin Barosu

Mersin ilinde avukatlık hizmetleri sunmaktadır. Mersin Barosu'na 295 sicil numarasıyla kayıtlıdır.

Av. Gözde Sağ
Av. Gözde Sağ
Mersin Mersin Barosu

Mersin ilinde avukatlık hizmetleri sunmaktadır. Mersin Barosu'na 5485 sicil numarasıyla kayıtlıdır.

Av. Hüseyin Ak
Av. Hüseyin Ak
Mersin Mersin Barosu

Mersin ilinde avukatlık hizmetleri sunmaktadır. Mersin Barosu'na 2856 sicil numarasıyla kayıtlıdır.

Av. Metin Üstün
Av. Metin Üstün
Mersin Mersin Barosu

Mersin Barosu'nun 222 sicil numaralı üyesidir. Mersin ilinde avukatlık ve hukuki danışmanlık hizmetleri vermektedir.

Av. Yusuf Aydin Şahin
Av. Yusuf Aydin Şahin
Mersin Mersin Barosu

Mersin ilinde avukatlık hizmetleri sunmaktadır. Mersin Barosu'na 2156 sicil numarasıyla kayıtlıdır.

Av. Aydin Ramazan Dincer
Av. Aydin Ramazan Dincer
Mersin Mersin Barosu

Mersin Barosu bünyesinde 890 sicil numarasıyla kayıtlıdır. Mersin ilinde avukatlık ve hukuki danışmanlık hizmetleri vermektedir.

Av. Durmuş Kuşcu
Av. Durmuş Kuşcu
Mersin Mersin Barosu

3789 baro sicil numarasıyla Mersin Barosu'na kayıtlı bir avukat olarak Mersin ilinde faaliyet göstermektedir.

Av. Önder Can Gür
Av. Önder Can Gür
Mersin Mersin Barosu

3990 baro sicil numarasıyla Mersin Barosu'na kayıtlı bir avukat olarak Mersin ilinde faaliyet göstermektedir.

Av. Ayşegül Dalyan
Av. Ayşegül Dalyan
Mersin Mersin Barosu

4587 baro sicil numarasıyla Mersin Barosu'na kayıtlı bir avukat olarak Mersin ilinde faaliyet göstermektedir.

Tarsus, Mersin AİHM Başvuruları Avukatları — Kapsamlı Rehber

Bu rehber, Tarsus (Mersin) bölgesinde iç hukuk süreci tamamlanmış uyuşmazlıklarda Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi'ne (AİHM) bireysel başvuru konusunu; başvuru koşulları, iç hukuk yollarının tüketilmesi ve Anayasa Mahkemesi bireysel başvurusu ile ilişki, dört aylık başvuru süresi, kabul edilebilirlik ölçütleri, ihlal iddiaları, geçici tedbir, adil tazmin ve yargılamanın yenilenmesi açısından ayrıntılı biçimde ele alır. Amaç, sürecin baştan doğru kurgulanmasına ve dosyanıza uygun avukatı bilinçli biçimde seçmenize yardımcı olmaktır.

Kısa Bakış — AİHM Başvurusunda Öne Çıkanlar
  • Önce iç hukuk: İstinaf, temyiz ve Anayasa Mahkemesi bireysel başvurusu gibi etkili iç hukuk yolları tüketilmeden AİHM'e gidilemez.
  • Dört aylık süre: 15 No'lu Protokol ile başvuru süresi altı aydan dört aya indirilmiştir; süre nihai kararın öğrenilmesiyle işler ve kesindir.
  • Yalnızca Sözleşme hakları: AİHM bir dördüncü derece temyiz mercii değildir; sadece Sözleşme ve protokollerdeki hakların ihlalini inceler.
  • İç hukuk zemini: Tarsus uyuşmazlıklarında yerel yargılama Tarsus Adliyesi yargı çevresindeki mahkemede yürür; AİHM aşaması bu süreç kesinleştikten sonra gündeme gelir.

AİHM Bireysel Başvurusu Nedir? Kapsamı

Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM), Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi'ne taraf devletlerin bu Sözleşme ile ek protokollerinde güvence altına aldıkları hak ve özgürlüklere uygun davranıp davranmadığını denetleyen uluslararası bir yargı organıdır. Bireysel başvuru, Sözleşme'nin 34. maddesi uyarınca, hakları ihlal edildiğini ileri süren gerçek kişiler, hükümet dışı kuruluşlar veya kişi grupları tarafından, ilgili devlet aleyhine yapılan başvurudur. Bu yol, ulusal yargı süreçleri tükendikten sonra devreye giren, uluslararası nitelikte tamamlayıcı bir güvence mekanizmasıdır.

Bireysel başvurunun temel amacı, iç hukukta giderilemeyen bir Sözleşme ihlalinin uluslararası düzeyde tespit edilmesi ve mümkünse sonuçlarının ortadan kaldırılmasıdır. Bu nedenle AİHM, yerel mahkemelerin maddi hukuku doğru uygulayıp uygulamadığını yeniden inceleyen bir üst temyiz mercii gibi çalışmaz; yalnızca somut olayda Sözleşme'de tanınan bir güvencenin ihlal edilip edilmediğini değerlendirir. Aşağıda AİHM başvurularında en sık gündeme gelen hak alanları özetlenmiştir:

Adil Yargılanma
Makul süre, savunma hakkı
Kötü Muamele Yasağı
İşkence ve insanlık dışı muamele
Kişi Özgürlüğü
Tutukluluk ve gözaltı
İfade Özgürlüğü
Düşünce ve basın özgürlüğü
Özel ve Aile Hayatı
Mahremiyet, aile birliği
Mülkiyet Hakkı
Kamulaştırma, müdahale

AİHM başvurularında en sık karşılaşılan iddialar; yargılamanın makul sürede tamamlanmaması, savunma ve silahların eşitliği ilkesine aykırılık, tutukluluğun uzun sürmesi, ifade özgürlüğüne orantısız müdahale ve mülkiyet hakkının ihlalidir. Aynı dosyada birden çok maddenin birlikte ileri sürülmesi de sık görülür; örneğin uzun tutukluluk hem kişi özgürlüğü hem de yargılamanın süresi bakımından değerlendirilebilir. Bu nedenle başvuru, iç hukuk sürecinin tamamı gözetilerek ve hangi Sözleşme maddesinin ne şekilde ihlal edildiği açıkça gösterilerek bütüncül biçimde hazırlanmalıdır.

İç Hukuk Yollarının Tüketilmesi İlkesi

Bireysel başvurunun en temel ön koşulu, Sözleşme'nin 35. maddesinde düzenlenen iç hukuk yollarının tüketilmesi ilkesidir. Bu ilkeye göre, ihlal iddiası önce ulusal makamların önüne getirilmeli ve onlara ihlali kendi hukuk düzeni içinde giderme fırsatı tanınmalıdır. Bu yaklaşım, insan haklarının korunmasında asıl sorumluluğun ulusal makamlara ait olduğu, uluslararası denetimin ise ikincil ve tamamlayıcı nitelikte bulunduğu anlayışına dayanır. Ancak etkili ve erişilebilir olan başvuru yollarının tüketilmesi gerekir; teoride var olsa da somut olayda etkisiz olan bir yolun kullanılmamış olması başvuruyu engellemez.

Türkiye bakımından tüketilmesi gereken yollar, uyuşmazlığın türüne göre değişmekle birlikte kural olarak olağan kanun yollarını, yani istinaf ve temyiz aşamalarını kapsar. Bunların ardından, Sözleşme ile Anayasa'da ortak korunan hak ve özgürlükler yönünden Anayasa Mahkemesi'ne bireysel başvuru yolunun da kullanılması gerekir. Anayasa Mahkemesi bireysel başvurusu, AİHM'e gitmeden önce tüketilmesi gereken etkili bir iç hukuk yolu olarak kabul edilmektedir. Dolayısıyla bu aşama atlanarak doğrudan AİHM'e yapılan başvurular kural olarak kabul edilemez bulunur.

İlkenin bir başka boyutu, ihlal iddiasının iç hukuk sürecinde de esasen ileri sürülmüş olmasıdır. Başvurucunun, AİHM önünde ileri sürdüğü şikâyeti ulusal makamlar önünde de en azından öz itibarıyla dile getirmiş olması beklenir; yalnızca AİHM aşamasında ilk kez gündeme getirilen ve iç hukukta hiç tartışılmamış bir iddia, tüketme koşulunu karşılamayabilir. Bu nedenle iç hukuk süreci yürütülürken, ileride AİHM'e taşınabilecek Sözleşme temelli itirazların baştan ve açıkça dile getirilmesi büyük önem taşır.

Başvuru Süresi — Dört Aylık Kural

Bireysel başvuru, iç hukuktaki nihai kararın verilmesinin ardından belirli bir süre içinde yapılmalıdır. Sözleşme'nin 35. maddesinde öngörülen bu süre, 15 No'lu Protokol'ün yürürlüğe girmesiyle altı aydan dört aya indirilmiştir. Dört aylık süre, belirlenen yürürlük tarihinden sonra kesinleşen nihai kararlar bakımından uygulanır. Süre, kural olarak son etkili iç hukuk yolunun tüketildiği, yani nihai kararın başvurucuya ya da vekiline tebliğ edildiği veya öğrenildiği tarihten itibaren işlemeye başlar.

Bu süre kesin niteliktedir ve kaçırılması hâlinde başvuru, esası hiç incelenmeksizin süre yönünden kabul edilemez bulunur. Bu nedenle sürenin başlangıç anının doğru saptanması kritik önemdedir; özellikle Anayasa Mahkemesi bireysel başvurusunun sonuçlandığı ve kararın öğrenildiği tarih, AİHM süresinin hesabında belirleyicidir. Kararın tebliğ tarihi ile öğrenme tarihi arasındaki farklar, sürenin doğru hesaplanabilmesi için dosyada belgelenmelidir.

Süreyi kaçırmayın

Dört aylık süre, iç hukuk süreci kesinleştikten sonra hızla işler ve uzatılması kural olarak mümkün değildir. Anayasa Mahkemesi kararının öğrenilmesinin ardından başvuru formunun ve eklerinin hazırlanması zaman aldığından, sürecin sonuna doğru değil kesinleşmeyle birlikte hemen çalışmaya başlanması gerekir. Sürenin dolmasından sonra yapılan başvuru esasa hiç geçilmeden reddedilir.

Kabul Edilebilirlik Ölçütleri

AİHM'e yapılan başvuruların önemli bir bölümü, esasa geçilmeden kabul edilebilirlik aşamasında elenir. Sözleşme'nin 35. maddesi, bir başvurunun incelenebilmesi için karşılanması gereken koşulları sıralar. Bu koşulların tamamının sağlanması, başvurunun esas incelemesine ulaşabilmesinin ön şartıdır. Başlıca kabul edilebilirlik ölçütleri aşağıdaki tabloda özetlenmiştir:

ÖlçütAçıklama
İç hukuk yollarının tüketilmesiEtkili tüm iç hukuk yolları (istinaf, temyiz, Anayasa Mahkemesi) tüketilmiş olmalı.
Süre koşuluBaşvuru, nihai kararın ardından öngörülen dört aylık süre içinde yapılmış olmalı.
Anonim olmamaBaşvurucunun kimliği belirli olmalı; anonim başvurular incelenmez.
Özdeşlik yasağıAynı konu daha önce Mahkeme'ce incelenmiş veya başka uluslararası mercie sunulmuş olmamalı.
Konu bakımından yetkiŞikâyet, Sözleşme veya protokollerde korunan bir hakla ilgili olmalı.
Açıkça dayanaktan yoksun olmamaİddia, ihlal ihtimalini destekleyen asgari bir temele dayanmalı.
Hakkın kötüye kullanılmamasıBaşvuru hakkı, amacına aykırı biçimde kullanılmamalı.
Önemli bir zarar bulunmasıBaşvurucunun kayda değer bir zarara uğramış olması aranır.

Bu ölçütler arasında en sık başarısızlık nedeni, iç hukuk yollarının usulüne uygun tüketilmemesi ve başvurunun açıkça dayanaktan yoksun bulunmasıdır. Başvurunun, hangi Sözleşme maddesinin ne şekilde ihlal edildiğini somut olay ve delillerle bağlantılı biçimde ortaya koyması, bu ölçütlerin karşılanması bakımından belirleyicidir. Salt yerel mahkemenin kararından memnun olunmaması ya da maddi hukukun yanlış uygulandığı iddiası, kendi başına bir Sözleşme ihlali oluşturmaz ve başvurunun elenmesiyle sonuçlanabilir.

Sık Görülen İhlal İddiaları

AİHM önüne gelen başvurularda belirli hak ihlalleri sıklıkla tekrar eder. Adil yargılanma hakkı kapsamında yargılamanın makul sürede tamamlanmaması, bağımsız ve tarafsız mahkeme güvencesi, savunma hakkının kısıtlanması ve silahların eşitliği ilkesine aykırılık öne çıkar. Kişi özgürlüğü ve güvenliği bakımından ise gözaltı ve tutukluluğun hukuka uygunluğu, tutukluluğun makul süreyi aşması ve etkili itiraz imkânının bulunması değerlendirilir.

İfade özgürlüğü alanında, düşünceyi açıklama ve basın özgürlüğüne yapılan müdahalelerin kanunla öngörülmüş, meşru bir amaca yönelik ve demokratik bir toplumda gerekli ve orantılı olup olmadığı incelenir. Özel ve aile hayatına saygı hakkı; kişisel verilerin korunması, aile birliği ve haberleşmenin gizliliği gibi konuları kapsar. Mülkiyet hakkı bakımından ise kamulaştırma, el atma ve mülkiyete yapılan diğer müdahalelerin hukuka uygunluğu ile adil denge ölçütü gündeme gelir.

Adil yargılanma ve özgürlük

Makul sürede yargılanma, tarafsız mahkeme, savunma hakkı ve silahların eşitliği ile tutukluluğun süresi ve denetimi, başvurularda en sık ileri sürülen adil yargılanma ve kişi özgürlüğü şikâyetleridir.

İfade, özel hayat ve mülkiyet

İfade özgürlüğüne orantısız müdahale, özel ve aile hayatına saygı ile mülkiyet hakkına yapılan müdahalelerde adil denge, esasa ilişkin incelemelerin sık gündeme gelen başlıklarıdır.

İhlal iddiasının başarıya ulaşması, yalnızca bir hakkın anıldığı beyanla değil, o hakka yapılan müdahalenin somut olay çerçevesinde ayrıntılı biçimde gösterilmesiyle mümkündür. Müdahalenin kanuni dayanağı, izlediği amaç ve orantılılığı üzerine yürütülen analiz, başvurunun kalitesini doğrudan belirler. Bu nedenle her iddia, ilgili Sözleşme maddesinin güvence ölçütleriyle eşleştirilerek işlenmelidir.

Geçici Tedbir (İçtüzük 39. Madde) Talebi

AİHM'e başvurulması, iç hukukta verilmiş kararların icrasını kendiliğinden durdurmaz. Ancak başvurucunun yaşamına ya da vücut bütünlüğüne yönelik ciddi ve telafisi imkânsız bir tehlike bulunuyorsa, Mahkeme İçtüzüğü'nün 39. maddesi uyarınca geçici tedbir talep edilebilir. Bu tedbir, esas incelemesi tamamlanana kadar ilgili işlemin durdurulmasını amaçlar ve istisnai nitelik taşır. Uygulamada en çok, sınır dışı veya iade işlemi sonucunda kişinin gönderileceği ülkede işkence, kötü muamele ya da yaşam tehlikesiyle karşılaşma riski taşıdığı hâllerde gündeme gelir.

Geçici tedbir talebi acil bir usulle incelenir. Talebin kabul edilmesi hâlinde ilgili devlet, Mahkeme incelemesini tamamlayana kadar işlemi durdurmakla yükümlü tutulur; bu yükümlülüğe uymamak Sözleşme'den doğan ayrı bir sorumluluk doğurabilir. Tedbir talebinin başarısı, ileri sürülen tehlikenin somut, güncel ve belgelenmiş olmasına bağlıdır; soyut ve genel nitelikteki tehlike iddiaları kural olarak reddedilir.

Tedbir talebi ivedidir

Geçici tedbir talebi, riskin gerçekleşmesinden önce ve gecikmeksizin yapılmalıdır. Sınır dışı veya iade gibi işlemlerde tarih yaklaştıkça talebin hazırlanması güçleşir; bu nedenle riskin ortaya çıkışıyla birlikte, talebi destekleyen belgelerle (kararlar, ülke koşullarına ilişkin raporlar, sağlık belgeleri) hazırlık yapılması önem taşır.

Adil Tazmin ve Manevi Zarar

Mahkeme bir Sözleşme ihlali saptarsa, Sözleşme'nin 41. maddesi uyarınca koşulları varsa başvurucu lehine adil tazmine hükmedebilir. Adil tazminin kapsamına maddi zararlar, manevi zararlar ve başvurucunun yaptığı yargılama gider ve masrafları girebilir. Maddi zarar, ihlalle nedensellik bağı içinde uğranan somut mal varlığı kaybını; manevi zarar ise ihlalin yol açtığı üzüntü, kaygı ve elem gibi giderilmesi güç kayıpları ifade eder.

Mahkeme tazmin miktarını belirlerken ihlalin niteliğini, ağırlığını, başvurucunun uğradığı zararı ve hakkaniyeti gözetir. Sabit bir tarife bulunmadığından her başvuru kendi somut koşullarına göre değerlendirilir. Bazı hâllerde Mahkeme, ihlalin tespit edilmiş olmasını başlı başına yeterli bir manevi giderim kabul ederek ayrıca tazminata hükmetmeyebilir. Bu nedenle belirli bir tutarın peşinen öngörülmesi gerçekçi değildir; talep edilen zarar kalemlerinin açık, gerekçeli ve belgeli biçimde ortaya konması hükmedilecek tazmini doğrudan etkiler.

Adil tazmin taleplerinin, Mahkemenin öngördüğü usul ve süreler içinde, ayrıntılı bir dökümle sunulması gerekir. Yargılama gider ve masraflarının istenebilmesi için bunların gerçekten yapılmış, gerekli ve makul olduğunun belgelerle ortaya konması aranır. Bu nedenle tazmin talebi, başvurunun teknik olarak en özenli hazırlanması gereken bölümlerinden biridir.

İhlal Kararı Sonrası — Yargılamanın Yenilenmesi

AİHM'in ihlal kararı, iç hukukta da önemli sonuçlar doğurabilir. Kesinleşmiş bir ihlal kararı, belirli koşullar altında yargılamanın yenilenmesi (iadei muhakeme) sebebi oluşturabilir. Bu yolla başvurucu, ihlalin dayanağı olan iç hukuk yargılamasının yeniden görülmesini talep ederek, ihlalin sonuçlarının ortadan kaldırılmasını amaçlar. Böylece uluslararası düzeyde saptanan ihlalin, ulusal düzeyde de giderilmesi hedeflenir.

Yargılamanın yenilenmesi talebi, ilgili usul kanunlarında öngörülen süre ve koşullara tabidir. AİHM kararının kesinleşmesinin ardından, belirlenen süre içinde ve yetkili mahkeme önünde bu yola başvurulması gerekir. Talebin süresinde ve usulüne uygun yapılmaması, kararın iç hukuktaki etkisinden yararlanılamamasına yol açabilir. Bu nedenle ihlal kararı elde edildikten sonra, kararın iç hukuktaki sonuçlarının doğru yönetilmesi büyük önem taşır.

Kararların icrası, uluslararası düzeyde Avrupa Konseyi Bakanlar Komitesi'nin gözetiminde yürütülür ve ilgili devlet ihlali giderme ile benzer ihlallerin tekrarını önlemeye yönelik genel tedbirleri almakla yükümlü tutulur. Başvurucu açısından ise asıl mesele, kararın kendi dosyasındaki somut sonuçlarının hayata geçirilmesidir; bu da çoğu zaman yenileme talebinin ve varsa adil tazminin takibiyle sağlanır.

Tarsus'daki İç Hukuk Süreci ve AİHM Aşaması

AİHM aşaması, Tarsus sınırlarındaki bir uyuşmazlıkta iç hukuk yargılaması tamamlanıp kesinleştikten sonra gündeme gelir; bu nedenle yerel sürecin doğru yürütülmesi başvurunun geleceğini de belirler:

AşamaGörevli / İlgili Merci
İlk derece yargılama (yerel uyuşmazlık)Tarsus Adliyesi yargı çevresindeki mahkeme
İstinaf incelemesiBölge Adliye Mahkemesi
Temyiz incelemesiYargıtay veya Danıştay
Bireysel başvuru (iç hukuk)Anayasa Mahkemesi
Uluslararası başvuruAvrupa İnsan Hakları Mahkemesi
Geçici tedbir (istisnai)AİHM — İçtüzük 39. madde

Bu sıralamadan da görüldüğü üzere AİHM, doğrudan başvurulan bir ilk merci değil, iç hukuk yolları tükendikten sonra devreye giren tamamlayıcı bir mekanizmadır. Tarsus'daki bir davada Sözleşme temelli itirazların daha ilk derece aşamasından itibaren dosyaya işlenmesi, istinaf ve temyizde sürdürülmesi ve Anayasa Mahkemesi bireysel başvurusunda açıkça ileri sürülmesi, ileride AİHM önünde tüketme koşulunun karşılanması bakımından belirleyicidir.

Yerel süreç — Tarsus

Tarsus sınırlarındaki uyuşmazlıkta ilk derece yargılama Tarsus Adliyesi yargı çevresindeki mahkemede yürür. AİHM başvurusu bu yerel süreç kesinleşip Anayasa Mahkemesi bireysel başvurusu da sonuçlandıktan sonra, dört aylık süre içinde gündeme gelir. Bu nedenle yerel dava ve AİHM stratejisinin baştan birlikte planlanması hak kaybını önler.

AİHM Başvuru Süreci — Adım Adım

AİHM başvurusu, büyük ölçüde yazılı ve dosya üzerinden yürüyen bir süreçtir. Tipik aşamalar aşağıdaki gibidir:

1
İç hukuk yollarının tüketilmesi

İstinaf, temyiz ve Anayasa Mahkemesi bireysel başvurusu tamamlanır; Sözleşme temelli itirazlar bu süreçte açıkça ileri sürülür.

2
Süre ve strateji değerlendirmesi

Nihai kararın öğrenildiği tarih belirlenir; dört aylık süre içinde başvuru için hazırlığa geçilir, ihlal iddiaları saptanır.

3
Başvuru formunun hazırlanması

Mahkemenin resmî başvuru formu, olayların kronolojik anlatımı, ihlal edilen maddeler ve delillerle eksiksiz doldurulur.

4
Kabul edilebilirlik incelemesi

Mahkeme, süre, tüketme ve diğer ölçütler yönünden ön incelemeyi yapar; koşulları taşımayan başvurular bu aşamada elenir.

5
Hükümete bildirim ve görüşler

Başvuru hükümete bildirilir; yazılı görüşler karşılıklı sunulur. Bu aşamada kural olarak avukatla temsil aranır.

6
Karar ve icra

Mahkeme ihlal olup olmadığına karar verir, koşulları varsa adil tazmine hükmeder; kararın icrası Bakanlar Komitesi gözetiminde yürür.

Sürecin en belirleyici aşaması çoğu zaman başvuru formunun hazırlanmasıdır. Olayların doğru, kronolojik ve belgeli anlatımı, hangi Sözleşme maddesinin ne şekilde ihlal edildiğinin açık gösterimi ve tüketme ile süre koşullarının karşılandığının ortaya konması, başvurunun kabul edilebilirlik eşiğini aşabilmesi için gereklidir. Süreç yazılı yürüdüğünden ve duruşma her başvuruda yapılmadığından, dosyanın baştan eksiksiz ve usule uygun sunulması sonucu doğrudan etkiler.

AİHM Başvurusu Ne Kadar Sürer?

AİHM sürecinin süresinin sabit bir cevabı yoktur; başvuru sayısındaki yoğunluk, uyuşmazlığın karmaşıklığı ve incelemenin niteliği süreyi belirler. Mahkeme önüne çok sayıda başvuru geldiğinden, kabul edilebilirlik incelemesi ve esas incelemesi zaman alabilir. Basit ve yerleşik içtihatla örtüşen bazı başvurular daha hızlı sonuçlandırılabilirken, ilkesel ve karmaşık dosyalar daha uzun sürebilir.

Sürecin uzamasında en önemli etkenlerden biri, başvurunun hükümete bildirilip yazılı görüşlerin karşılıklı sunulmasının gerektiği hâllerdir; bu yazışma trafiği süreyi belirgin biçimde etkiler. Ayrıca aynı sorunu paylaşan çok sayıda benzer başvurunun bulunması, Mahkemenin bu dosyaları grup hâlinde ele almasına ve zamanlamanın buna göre şekillenmesine yol açabilir. Geçici tedbir talepleri ise ivedi usulle, çok daha kısa sürede değerlendirilir.

Süreci olumsuz etkileyen en yaygın durum, başvurunun eksik veya usule aykırı biçimde yapılması sonucu ek yazışmalara ya da kabul edilemezlik kararına yol açmasıdır. Bu nedenle en etkili yol, başvurunun baştan eksiksiz, belgeli ve Mahkemenin usul kurallarına uygun hazırlanmasıdır. Kesin ve peşin bir süre vaadi bu başvurularda gerçekçi değildir; makul bir öngörü ancak dosyanın niteliği ve içtihat durumu incelendikten sonra oluşturulabilir.

Gerekli Belgeler ve Deliller

AİHM başvurusunda, sürecin sağlıklı ilerlemesi için aşağıdaki belge ve delillerin hazırlanması önerilir:

  • İç hukuk kararları: İlk derece, istinaf, temyiz ve Anayasa Mahkemesi kararlarının tam metinleri ve tebliğ belgeleri.
  • Başvuru formu ve ekleri: Mahkemenin resmî başvuru formu ile olayların kronolojik anlatımını içeren belgeler.
  • Süreyi gösteren belgeler: Nihai kararın öğrenildiği tarihi ve dört aylık süreye uygunluğu ortaya koyan kayıtlar.
  • İhlali destekleyen deliller: Şikâyet konusu maddeye ilişkin tutanak, yazışma, rapor ve diğer belgeler.
  • Vekaletname: Avukatla temsil hâlinde usulüne uygun düzenlenmiş yetki belgesi.
  • Adil tazmin dökümü: Maddi, manevi zarar ile yargılama gider ve masraflarına ilişkin belgeler.
  • Tedbir belgeleri (varsa): Geçici tedbir talebini destekleyen ülke koşulu raporları, sağlık ve risk belgeleri.

Belgelerin Mahkemenin usul kurallarına uygun biçimde ve eksiksiz sunulması, başvurunun kabul edilebilirlik aşamasını sağlıklı geçmesi bakımından belirleyicidir.

Tarsus'da AİHM Başvurusu Avukatı Seçerken

AİHM başvuruları, hem uluslararası insan hakları hukuku hem de iç hukuk usulüne ilişkin ileri düzeyde teknik bilgi gerektirir. İç hukuk yollarının doğru tüketilmesi, süre hesabının isabetli yapılması ve başvurunun Mahkemenin usul kurallarına uygun hazırlanması sürecin sonucunu doğrudan etkiler. Değerlendirmede öne çıkan ölçütler ve ilk görüşmede yöneltebileceğiniz sorular:

  • İnsan hakları hukuku deneyimi: Anayasa Mahkemesi bireysel başvurusu ve AİHM dosyalarında birikim.
  • İçtihat bilgisi: AİHM içtihatlarını ve ilgili Sözleşme maddelerinin uygulamasını takip edebilme.
  • Usule hakimiyet: Süre, tüketme ve kabul edilebilirlik ölçütlerini doğru yönetebilme.
  • Yerel süreç uyumu: Tarsus Adliyesi ve bölge mahkemelerindeki iç hukuk sürecini AİHM stratejisiyle bütünleştirebilme.
  • Şeffaf bilgilendirme: Süreç, olasılıklar ve ücret konusunda vekâlet öncesi açık iletişim.

İlk görüşmede sorabileceğiniz sorular

  • Dosyamda iç hukuk yolları tam olarak tüketildi mi, eksik bir aşama var mı?
  • Dört aylık başvuru süresi ne zaman başlıyor ve elimizde ne kadar zaman var?
  • Somut olayımda hangi Sözleşme maddeleri ihlal edilmiş olabilir?
  • Başvurumun kabul edilebilirlik ölçütlerini karşılaması için nelere dikkat etmeliyiz?
  • İhlal kararı hâlinde iç hukukta yargılamanın yenilenmesi süreci nasıl işler?

İlgili Mevzuat

  • Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi
    Korunan hak ve özgürlükler, bireysel başvuru hakkı (m.34) ve kabul edilebilirlik koşulları (m.35)
  • Sözleşme'ye Ek Protokoller
    Mülkiyet hakkı, eğitim hakkı ve diğer ek güvenceler ile 15 No'lu Protokol (dört aylık süre)
  • AİHM İçtüzüğü
    Başvuru usulü, geçici tedbir (m.39) ve yargılamanın işleyişine ilişkin kurallar
  • Türkiye Cumhuriyeti Anayasası
    Temel hak ve özgürlükler ile Anayasa Mahkemesi'ne bireysel başvuru yolu
  • İç Yargılama Usul Kanunları
    İstinaf, temyiz ve AİHM kararı sonrası yargılamanın yenilenmesine ilişkin hükümler

Emsal İçtihat Yaklaşımları

İlke · İç hukuk yollarının tüketilmesi

Bireysel başvuru öncesinde etkili ve erişilebilir iç hukuk yollarının tüketilmesi gerektiği; ancak somut olayda etkisiz kalan yolların tüketilmemiş olmasının başvuruya engel oluşturmayacağı yönündeki yerleşik yaklaşım.

İlke · Dördüncü derece mercii olmama

AİHM'in ulusal mahkemelerin maddi hukuku uygulamasını yeniden inceleyen bir üst temyiz mercii olmadığı; yalnızca somut olayda Sözleşme güvencelerinin ihlal edilip edilmediğini değerlendirdiği yönündeki temel yaklaşım.

İlke · Müdahalede orantılılık

İfade özgürlüğü, özel hayat ve mülkiyet gibi haklara yapılan müdahalelerin kanunla öngörülmüş, meşru amaca yönelik ve demokratik toplumda gerekli ve orantılı olması gerektiği; adil denge ölçütünün gözetildiği değerlendirme yaklaşımı.

Sıkça Sorulan Sorular

Tarsus'da yaşıyorum, AİHM'e başvurmadan önce hangi iç hukuk yollarını tüketmem gerekir?

Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi'ne bireysel başvuru, ancak iç hukukta öngörülen etkili başvuru yolları tüketildikten sonra yapılabilir. Türkiye bakımından bu, kural olarak olağan kanun yollarının (istinaf ve temyiz) tamamlanmasını ve ardından Anayasa Mahkemesi'ne bireysel başvuru yolunun kullanılmasını kapsar. Anayasa Mahkemesi bireysel başvurusu, AİHM'e gitmeden önce tüketilmesi gereken etkili bir iç hukuk yolu olarak kabul edilir. Tarsus'daki bir uyuşmazlıkta yerel mahkeme kararından sonra istinaf ve temyiz aşamaları izlenmeli, kesinleşmenin ardından süresinde Anayasa Mahkemesi'ne başvurulmalı ve ancak bu yol da sonuçsuz kalırsa AİHM'e gidilmelidir. Tüketilmesi gereken bir yolun atlanması, başvurunun kabul edilemez bulunmasına yol açabilir.

AİHM'e bireysel başvuru süresi ne kadardır?

Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi'nin 35. maddesi uyarınca bireysel başvuru, iç hukuktaki nihai (kesin) kararın verildiği tarihten itibaren belirli bir süre içinde yapılmalıdır. 15 No'lu Protokol'ün yürürlüğe girmesiyle bu süre altı aydan dört aya indirilmiştir ve dört aylık süre, belirlenen yürürlük tarihinden sonra kesinleşen kararlar bakımından uygulanır. Süre, kural olarak son iç hukuk yolu tüketildikten, yani nihai karar başvurucuya tebliğ edildikten veya öğrenildikten sonra işlemeye başlar. Bu süre kesindir ve kaçırılması hâlinde başvuru zaman aşımı nedeniyle kabul edilemez bulunur. Bu nedenle iç hukuk sürecinin sonuçlandığı tarihin ve sürenin başlangıcının doğru belirlenmesi büyük önem taşır.

Anayasa Mahkemesi bireysel başvurusu ile AİHM başvurusu arasındaki ilişki nedir?

İkisi ayrı mercilere yapılan, ancak birbirini tamamlayan başvurulardır. Anayasa Mahkemesi bireysel başvurusu bir iç hukuk yoludur ve hem Anayasa'da hem Sözleşme'de güvence altına alınan ortak temel hak ve özgürlüklerin ihlali iddiasıyla yapılır. AİHM ise uluslararası bir yargı organıdır ve yalnızca Sözleşme ile ek protokollerinde yer alan hakların ihlali iddiasını inceler. Sıralama olarak önce olağan kanun yolları, ardından Anayasa Mahkemesi bireysel başvurusu tüketilmeli; bu yol da sonuç vermezse AİHM'e gidilmelidir. Anayasa Mahkemesi başvuruyu esastan reddeder veya kabul edilemez bulursa, başvurucu belirlenen süre içinde AİHM'e başvurabilir. Bu iki aşamanın süre ve içerik yönünden uyumlu biçimde yürütülmesi, hak kaybını önlemek açısından önemlidir.

AİHM her türlü hak ihlalini inceler mi, hangi haklar Sözleşme kapsamındadır?

Hayır. AİHM yalnızca Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi ve tarafı olunan ek protokollerde güvence altına alınan hakların ihlali iddialarını inceler. Bunlar arasında yaşam hakkı, işkence ve kötü muamele yasağı, kişi özgürlüğü ve güvenliği, adil yargılanma hakkı, özel ve aile hayatına saygı, düşünce, vicdan ve ifade özgürlüğü, mülkiyet hakkı ve ayrımcılık yasağı gibi haklar yer alır. İç hukuktaki her aykırılık ya da yalnızca yerel mahkemenin maddi hukuku yanlış uyguladığı iddiası tek başına Sözleşme ihlali oluşturmaz; AİHM bir dördüncü derece temyiz mercii değildir. Başvurunun kabul görmesi için, somut olayın hangi Sözleşme maddesindeki güvenceyi ne şekilde ihlal ettiğinin açık ve gerekçeli biçimde ortaya konması gerekir.

Başvurumun kabul edilemez bulunmaması için nelere dikkat etmeliyim?

Sözleşme'nin 35. maddesi bir dizi kabul edilebilirlik koşulu öngörür ve başvuruların önemli bir bölümü bu aşamada elenir. Öncelikle iç hukuk yolları usulüne uygun biçimde tüketilmiş, başvuru süresi içinde yapılmış olmalıdır. Başvuru anonim olmamalı, daha önce AİHM tarafından incelenmiş veya başka bir uluslararası mercie sunulmuş aynı konuyla özdeş olmamalıdır. Ayrıca başvuru açıkça dayanaktan yoksun olmamalı ve başvuru hakkının kötüye kullanılması niteliği taşımamalıdır. Bunların yanında, başvurucunun önemli bir zarara uğramış olması ölçütü de değerlendirilir. Başvuru formunun eksiksiz doldurulması, olayların kronolojik ve belgeli anlatımı, ihlal edildiği ileri sürülen maddelerin ve dayanılan delillerin açıkça gösterilmesi kabul edilebilirlik şansını artırır.

AİHM başvurusu iç hukuktaki icrayı veya sınır dışı işlemini durdurur mu?

Kural olarak AİHM'e başvurulması, iç hukukta verilmiş kararların icrasını kendiliğinden durdurmaz. Ancak Mahkeme İçtüzüğü'nün 39. maddesi uyarınca, başvurucunun yaşamına ya da vücut bütünlüğüne yönelik ciddi ve telafisi imkânsız bir tehlikenin bulunduğu istisnai durumlarda geçici tedbir (interim measure) talep edilebilir. Bu tedbir en çok, sınır dışı ya da iade işlemi sonucunda kişinin işkence veya kötü muameleyle karşılaşma riski taşıdığı hâllerde gündeme gelir. Geçici tedbir talebi acil bir usulle incelenir ve kabul edilirse ilgili devlet, işlemi Mahkeme incelemesini tamamlayana kadar durdurmakla yükümlü olur. Tedbir talebinin somut, güncel ve belgelenmiş bir tehlikeye dayanması, aksi hâlde reddedilmesi söz konusudur; bu nedenle talebin titizlikle hazırlanması gerekir.

AİHM ihlal kararı verirse ne olur, kararın iç hukuktaki sonucu nedir?

AİHM ihlal saptarsa, kararında Sözleşme'nin ilgili maddesinin ihlal edildiğini tespit eder ve koşulları varsa başvurucu lehine adil tazmine hükmedebilir. Kararların icrası, Avrupa Konseyi Bakanlar Komitesi'nin gözetiminde yürütülür ve ilgili devlet ihlali gidermekle yükümlüdür. İç hukukta ise AİHM'in kesinleşmiş ihlal kararı, belirli koşullar altında yargılamanın yenilenmesi (iadei muhakeme) sebebi oluşturabilir; yani başvurucu, ihlalin dayanağı olan iç hukuk yargılamasının yenilenmesini talep edebilir. Böylece ihlalin sonuçlarının ortadan kaldırılması amaçlanır. Kararın iç hukuktaki etkisinin doğru yönetilmesi, yenileme talebinin süresinde ve usulüne uygun yapılması bakımından önem taşır.

Adil tazmin nedir, AİHM ne kadar tazminata hükmeder?

Adil tazmin, Sözleşme'nin 41. maddesinde düzenlenen ve ihlal saptanan hâllerde başvurucuya ödenmesine hükmedilebilen bir giderim biçimidir. Kapsamına maddi zararlar, manevi zararlar ve başvurucunun yaptığı yargılama gider ve masrafları girebilir. AİHM tazmin miktarını belirlerken ihlalin niteliğini, ağırlığını, başvurucunun uğradığı zararı ve hakkaniyeti gözetir; sabit bir tarife yoktur ve her başvuru kendi koşullarına göre değerlendirilir. Bazı durumlarda Mahkeme, ihlalin tespit edilmiş olmasını başlı başına yeterli bir giderim sayarak ayrıca tazminata hükmetmeyebilir. Bu nedenle belirli bir tutarın peşinen taahhüt edilmesi gerçekçi değildir; talep edilen kalemlerin ve zararların başvuru sürecinde açık ve belgeli biçimde ortaya konması, hükmedilecek tazminatı doğrudan etkiler.

AİHM sürecinde avukatla temsil zorunlu mu, süreç nasıl yürür?

Başvurunun ilk aşamasında, yani başvuru formunun sunulması sırasında avukatla temsil kural olarak zorunlu değildir; başvurucu kendisi de başvurabilir. Ancak başvuru hükümete bildirilip yazılı görüş aşamasına geçildikten sonra, kural olarak başvurucunun Sözleşmeci bir devlette avukatlık yapmaya yetkili bir avukat tarafından temsil edilmesi aranır; Mahkeme istisnai hâllerde başvurucunun kendi başvurusunu yürütmesine izin verebilir. Süreç yazılıdır ve büyük ölçüde dosya üzerinden ilerler; duruşma her başvuruda yapılmaz. Başvuru formunun ve eklerinin baştan doğru, eksiksiz ve Mahkemenin usul kurallarına uygun hazırlanması sürecin sağlıklı yürümesi için belirleyicidir. Bu teknik ve usul yönü ağır süreçte, insan hakları hukuku alanında deneyimli bir avukatın desteği önemli katkı sağlar.

İç hukuk sürecimi henüz tamamlamadan AİHM'e başvurabilir miyim?

Kural olarak hayır. Sözleşme'nin öngördüğü iç hukuk yollarının tüketilmesi ilkesi gereği, ihlal iddiası önce ulusal makamların önüne getirilmeli ve onlara ihlali giderme fırsatı tanınmalıdır. Bu nedenle henüz istinaf, temyiz veya Anayasa Mahkemesi bireysel başvurusu gibi etkili bir iç hukuk yolu tüketilmeden yapılan başvurular kural olarak erken (prematüre) sayılır ve kabul edilemez bulunur. İstisnai olarak, iç hukukta erişilebilir ve etkili bir başvuru yolunun bulunmadığı ya da mevcut yolun somut olayda etkisiz olduğu ispatlanabiliyorsa bu kuraldan ayrılınabilir; ancak bunun ikna edici biçimde ortaya konması gerekir. Bu değerlendirme teknik olduğundan, iç hukuk sürecinin hangi aşamada olduğunun ve başvuru zamanının bir avukatla belirlenmesi yerinde olur.

Bu içerik genel bilgilendirme amacıyla hukuki kaynaklara dayanılarak derlenmiştir; hukuki danışmanlık niteliği taşımaz ve somut olayın özelliklerine göre sonuç değişebilir. Süreler ve usul kuralları güncel mevzuata göre değişebildiğinden, bağlayıcı değerlendirme için bir avukata başvurunuz.

İlgili Aramalar