Adapazarı Sosyal Güvenlik Hukuku Avukatları
Adapazarı, Sakarya ilçesinde sosyal güvenlik hukuku alanında hizmet veren 11 avukat. Hizmet tespiti, aylıklar, iş göremezlik ve görevli mahkeme bilgileriyle inceleyin.

2408 baro sicil numarasıyla Sakarya Barosu'na kayıtlı bir avukat olarak Sakarya ilinde faaliyet göstermektedir.
Sakarya Barosu bünyesinde 2323 sicil numarasıyla kayıtlıdır. Sakarya ilinde avukatlık ve hukuki danışmanlık hizmetleri vermektedir.
Sakarya ilinde avukatlık mesleğini icra etmekte olup Sakarya Barosu'nun 1563 sicil numaralı üyesidir.
Sakarya Barosu'nun 1009 sicil numaralı üyesidir. Sakarya ilinde avukatlık ve hukuki danışmanlık hizmetleri vermektedir.
Sakarya ilinde avukatlık mesleğini icra etmekte olup Sakarya Barosu'nun 1283 sicil numaralı üyesidir.
Sakarya Barosu'nun 683 sicil numaralı üyesidir. Sakarya ilinde avukatlık ve hukuki danışmanlık hizmetleri vermektedir.
Sakarya ilinde avukatlık hizmetleri sunmaktadır. Sakarya Barosu'na 712 sicil numarasıyla kayıtlıdır.
Sakarya ilinde avukatlık mesleğini icra etmekte olup Sakarya Barosu'nun 2101 sicil numaralı üyesidir.
961 baro sicil numarasıyla Sakarya Barosu'na kayıtlı bir avukat olarak Sakarya ilinde faaliyet göstermektedir.
1446 baro sicil numarasıyla Sakarya Barosu'na kayıtlı bir avukat olarak Sakarya ilinde faaliyet göstermektedir.
Sakarya ilinde avukatlık hizmetleri sunmaktadır. Sakarya Barosu'na 2309 sicil numarasıyla kayıtlıdır.
Adapazarı, Sakarya Sosyal Güvenlik Hukuku Avukatları — Kapsamlı Rehber
Bu rehber, Adapazarı (Sakarya) bölgesinde sosyal güvenlik hukuku uyuşmazlıklarını; sigortalılık türleri, prim ve tescil, hizmet tespiti, yaşlılık-malullük-ölüm aylıkları, iş göremezlik ve iş kazası, SGK rücu davaları, prim ve idari para cezasına itiraz, zorunlu belgeler, görevli mahkeme ve süreç boyutlarıyla ayrıntılı biçimde ele alır. Amaç, hangi yolun izleneceğini baştan doğru kurgulamanıza yardımcı olmak ve uyuşmazlığınıza uygun avukatı sayfadaki listeden bilinçli şekilde seçmenizi sağlamaktır.
- Görevli mahkeme: SGK ve sigortalılık uyuşmazlıkları İş Mahkemesinde görülür; olmayan yerde Asliye Hukuk Mahkemesi iş mahkemesi sıfatıyla bakar.
- Sigortalılık: 4/a (hizmet akdiyle çalışan), 4/b (bağımsız çalışan), 4/c (kamu görevlisi) statüleri hak ve koşulları belirler.
- Hizmet tespiti: Bildirilmeyen çalışmanın tescili için kural olarak beş yıllık hak düşürücü süre içinde dava açılır.
- Arabuluculuk: Kurumun taraf olduğu bu davalarda zorunlu arabuluculuk uygulanmaz; doğrudan dava açılabilir.
- Yer: Adapazarı uyuşmazlıkları Sakarya Adliyesi yargı çevresinde görülür.
Sosyal Güvenlik Hukuku Nedir? Kapsamı ve Temel İlkeleri
Sosyal güvenlik hukuku, bireyleri hastalık, iş kazası, meslek hastalığı, analık, malullük, yaşlılık ve ölüm gibi sosyal risklere karşı koruyan; bu risklerin gerçekleşmesi hâlinde sigortalıya veya hak sahiplerine gelir, aylık ve sağlık edimleri sağlayan kamu hukuku ağırlıklı bir hukuk dalıdır. Temel kaynağı 5510 sayılı Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası Kanunu olup, yargılama usulü bakımından 7036 sayılı İş Mahkemeleri Kanunu ile bağlantılıdır. Sistem, primlerle finanse edilen bir sigorta mantığına dayanır: çalışanlar ve işverenler prim öder, riskin gerçekleşmesi hâlinde Kurum edim sağlar.
Bu alanın en belirleyici özelliği, kuralların büyük ölçüde emredici (kamu düzeninden) olmasıdır. Sigortalılık, tarafların iradesine bırakılmış bir durum değil; kanunda belirtilen koşulların gerçekleşmesiyle kendiliğinden doğan bir statüdür. Bu nedenle bir kişi fiilen çalışıyorsa, işveren bildirmese dahi sigortalı sayılır; sigortalılıktan vazgeçmek veya onu sözleşmeyle sınırlamak mümkün değildir. Aynı şekilde prim ödeme yükümlülüğü de tarafların anlaşmasıyla ortadan kaldırılamaz.
Sosyal güvenlik hukuku, iş hukukuyla yakından bağlantılı olsa da ayrı bir disiplindir. İş hukuku işçi-işveren ilişkisini düzenlerken, sosyal güvenlik hukuku üçlü bir ilişkiyi (sigortalı, işveren ve Kurum) esas alır ve çoğu uyuşmazlıkta Sosyal Güvenlik Kurumu davanın tarafı ya da ilgilisidir. Uygulamada bir olay hem iş hukuku hem de sosyal güvenlik hukuku boyutu taşıyabilir; örneğin bir iş kazası, işverene karşı tazminat davasının yanında Kuruma karşı gelir bağlama uyuşmazlığını da doğurur. Aşağıda bu alanda en sık gündeme gelen konu başlıkları özetlenmiştir:
Sigortalılık Türleri: 4/a, 4/b ve 4/c
Sosyal güvenlik hukukunda hemen hemen her uyuşmazlığın çıkış noktası, kişinin hangi sigortalılık statüsünde olduğudur. Çünkü statü; prim ödeme yükümlülüğünü, emeklilik koşullarını, aylık hesabını ve tabi olunan rejimi doğrudan belirler. 5510 sayılı Kanun sigortalıları çalışma biçimine göre üç ana gruba ayırmıştır.
4/a — Hizmet akdiyle çalışanlar: Bir iş sözleşmesine bağlı olarak bir işverenin emir ve talimatı altında çalışanlar bu kapsamdadır (eski adıyla SSK'lılar). Bu grupta işe giriş bildirgesi, aylık prim ve hizmet belgeleri ile primlerin bildirimi kural olarak işverenin yükümlülüğündedir. İşçinin sigortalılığı, fiilen çalışmaya başladığı an kendiliğinden doğar; işverenin bildirmemesi sigortalılığı ortadan kaldırmaz, yalnızca hizmet tespiti davasını gündeme getirir.
4/b — Bağımsız çalışanlar: Kendi nam ve hesabına bağımsız çalışanlar bu kapsamdadır (eski adıyla Bağ-Kur'lular). Esnaf ve sanatkârlar, tacirler, serbest meslek erbabı, şirket ortakları ve tarımsal faaliyette bulunanlar bu gruba girer. Bu sigortalılar primlerini kendileri öder ve prim ödeme, tescil, borçlanma gibi konularda kendi yükümlülüklerini kendileri takip eder. 4/b sigortalılığının başlangıcı ve sona ermesi genellikle vergi mükellefiyeti, oda kaydı veya şirket ortaklığı gibi olgulara bağlanır ve bu bağlantı uyuşmazlıklarda sık sık tartışılır.
4/c — Kamu görevlileri: Kamu idarelerinde memur ve diğer kamu görevlisi olarak çalışanlar bu kapsamdadır (eski adıyla Emekli Sandığı iştirakçileri). Bu grupta hizmetin başlangıcı, prim (kesenek) ve emeklilik işlemleri kamu personel rejimiyle iç içedir. Statüler arasında geçiş yapan (örneğin memurken özel sektöre geçen) sigortalılarda hizmet birleştirmesi ve son statüye göre aylık bağlama kuralları önem kazanır; farklı statülerde geçen sürelerin birleştirilmesi çoğu emeklilik uyuşmazlığının temelini oluşturur.
Prim, Tescil ve Bildirim Uyuşmazlıkları
Sosyal güvenlik sistemi prim esaslı işlediğinden, primlerin doğru tutar ve süre üzerinden bildirilmesi tüm hakların temelini oluşturur. Prim ve tescil boyutundaki hatalar; hem sigortalının emeklilik ve aylık haklarını hem de işverenin idari sorumluluğunu doğrudan etkiler.
Tescil ve bildirim: İşveren, 4/a kapsamındaki çalışanını fiilen işe başlatmadan önce işe giriş bildirgesiyle Kuruma bildirmek; ardından aylık prim ve hizmet belgelerini süresinde vermek zorundadır. Bu yükümlülüğün hiç ya da eksik yerine getirilmemesi, sigortalı bakımından hizmet ve kazanç kaybı; işveren bakımından ise prim tahakkuku ve idari para cezası sonucu doğurur. Sigortalının bildirilen ücretinin gerçek ücretin altında gösterilmesi (düşük ücretten bildirim) de sık rastlanan ve tazminat ile aylık hesabını olumsuz etkileyen bir sorundur.
Prim borcu ve idari para cezası: Kurum, eksik veya geç bildirimler ile denetim sonuçlarına göre prim borcu tahakkuk ettirebilir ve idari para cezası kesebilir. Bu işlemlere karşı önce Kurum bünyesindeki idari itiraz yolu işletilir; idari para cezasına tebliğden itibaren kanuni süre içinde Kuruma itiraz edilmesi, dava açmanın ön koşuludur. İtirazın komisyonca reddi hâlinde iş mahkemesinde iptal davası açılabilir. Bu süreçlerdeki süreler kısa ve çoğu hak düşürücü olduğundan, tebligatın alındığı anda değerlendirme yapılması gerekir.
Prim ve idari para cezası uyuşmazlıklarında doğrudan mahkemeye gitmek yerine önce Kuruma itiraz edilmesi gerekebilir. Bu idari aşama atlanırsa dava, esasa girilmeden usulden reddedilebilir. Tebligattaki itiraz süresine mutlaka dikkat edilmelidir.
Hizmet Tespiti Davası
Hizmet tespiti davası, sosyal güvenlik hukukunun en çok başvurulan davalarından biridir. Fiilen çalıştığı hâlde işvereni tarafından hiç bildirilmeyen ya da eksik gün veya düşük ücretle bildirilen sigortalının, gerçek çalışmasının Kurum nezdinde tespit ve tesciline yönelik açtığı davadır. Amacı, sigortalının kayıt dışı kalan hizmet süresini kayıt altına aldırarak emeklilik, aylık ve diğer sosyal güvenlik haklarını korumaktır.
Dava, hem çalışmayı bildirmeyen işverene hem de kaydı tutan Sosyal Güvenlik Kurumuna karşı birlikte açılır; Kurum davada zorunlu taraftır. Davada sigortalı; işe başlama tarihini, kesintisiz veya kesintili çalışma sürelerini ve gerçek ücretini kanıtlamaya çalışır. İspatta işyeri kayıtları, ücret bordroları, banka ödemeleri, işyeri sigorta müfettişi tutanakları, aynı dönemde çalışan tanıkların beyanları ve komşu işyeri kayıtları gibi çok çeşitli deliller kullanılır. Yargı, kayıt dışı çalışmanın niteliği gereği delilleri titizlikle değerlendirir ve resen araştırma ilkesini uygular.
Süre çok kritiktir: Hizmet tespiti davası, kural olarak hizmetin geçtiği yılın sonundan başlayarak beş yıllık hak düşürücü süre içinde açılmalıdır. Ancak çalışma; işe giriş bildirgesi, dönem bordrosu veya benzeri bir belgeyle Kuruma herhangi bir şekilde bildirilmişse bu hak düşürücü süre işlemez. Bu ayrım, davanın kabul edilip edilmeyeceğini doğrudan belirlediğinden, çalışmanın Kuruma kısmen dahi yansıyıp yansımadığı baştan araştırılmalıdır.
Bir kişinin kaç gün ve hangi ücretle çalıştığının tespiti; yaşlılık aylığına hak kazanmadan, malullük ve ölüm aylığına, hatta iş kazası gelirine kadar sistemin tüm çıktısını etkiler. Kayıt dışı hizmetin tescili çoğu zaman emekliliğin tek yolu olur.
Aylıklar: Yaşlılık, Malullük ve Ölüm Aylığı
Sosyal güvenlik sisteminin sigortalıya sağladığı en temel edimler uzun vadeli aylıklardır. Üç ana aylık türü vardır ve her biri farklı riske karşı koruma sağlar; hak kazanma koşulları da birbirinden ayrıdır.
Yaşlılık (emeklilik) aylığı: Belirli bir yaşa ulaşma, yeterli sigortalılık süresi ve gerekli prim gün sayısını tamamlama koşullarının birlikte gerçekleşmesiyle bağlanır. Bu koşullar sigortalının ilk işe giriş tarihine, cinsiyetine ve statüsüne (4/a, 4/b, 4/c) göre kademeli olarak değişir; mevzuattaki geçiş hükümleri nedeniyle her sigortalının durumu kendi giriş tarihine göre değerlendirilir. Erken yaşlanma, engellilik veya ağır işlerde geçen hizmetler için farklı ve daha erken emeklilik imkânları bulunabilir.
Malullük aylığı: Sigortalının çalışma gücünü veya meslekte kazanma gücünü, Kurum sağlık kurulunca belirlenen oranda (kural olarak en az yüzde altmış) yitirmesi hâlinde, emeklilik yaşını beklemeden bağlanabilir. Ayrıca belirli bir sigortalılık süresi ve prim gün sayısı koşulu aranır. Başvurusu reddedilen veya oranı düşük belirlenen sigortalı, sağlık kurulu raporuna itiraz ederek dava açabilir; mahkeme çoğunlukla adli tıp ya da tam teşekküllü hastane raporuna başvurur.
Ölüm (dul ve yetim) aylığı: Sigortalının ölümü hâlinde, kanunda sayılan hak sahiplerine (dul eş, çocuklar, koşulları varsa ana-baba) belirli oranlarda bağlanır. Sigortalının belirli bir prim gün sayısını doldurmuş olması gerekir. Dul eşin çalışıp çalışmaması, çocukların yaşı ve öğrenim durumu, kız çocuklarının medeni hâli gibi ölçütler hisse oranını etkiler. Hak sahipliğinin veya oranların tartışmalı olduğu hâllerde iş mahkemesinde tespit ve aylık bağlama davası açılabilir.
Kurum, koşulların oluşmadığı veya prim gününün yetmediği gerekçesiyle başvuruyu reddedebilir. Bu red işlemine karşı, tebliğden itibaren süresi içinde iş mahkemesinde dava açılabilir.
Farklı statülerde (4/a, 4/b, 4/c) geçen süreler birleştirilerek aylık bağlanabilir; son statü ve toplam gün sayısı hesabı sonucu belirler.
İş Göremezlik, İş Kazası ve Meslek Hastalığı
İş kazası ve meslek hastalığı, sosyal güvenlik hukukunun kısa vadeli ve uzun vadeli edimlerini bir arada gündeme getiren en önemli konulardandır. Bu risklerin gerçekleşmesi hâlinde sigortalı lehine çok katmanlı bir koruma devreye girer ve Kurumun sağladığı edimlerle işverenin tazminat sorumluluğu birbirinden ayrı ilerler.
Geçici iş göremezlik ödeneği: Sigortalının, iş kazası, meslek hastalığı, hastalık veya analık nedeniyle geçici olarak çalışamadığı ve istirahatli olduğu dönemde, Kurum tarafından günlük olarak ödenen tutardır. Ödeneğin miktarı ve süresi, sigortalının kazancına ve istirahat durumuna göre belirlenir; ayakta veya yatarak tedavi görülmesi orana etki eder.
Sürekli iş göremezlik geliri: İş kazası veya meslek hastalığı sonucu sigortalının meslekte kazanma gücünde kalıcı bir kayıp doğmuşsa, Kurum sağlık kurulu bu kayıp oranını (sürekli iş göremezlik derecesini) belirler. Kural olarak en az yüzde on oranında bir kayıp saptanırsa gelir bağlanır; miktar, kayıp oranına ve kazanca göre hesaplanır. Sağlık kurulunun belirlediği oran düşük bulunur ya da başvuru reddedilirse, sigortalı iş mahkemesinde oranın yeniden tespiti için dava açabilir; mahkeme genellikle adli tıp kurumu veya üniversite hastanesi raporuna dayanır.
Kurum edimi ile işveren tazminatı ilişkisi: Kurumun sağladığı gelir ve ödenekler, işverenin kusuru ölçüsünde açılabilecek maddi ve manevi tazminat davasından bağımsızdır. Sigortalı veya hak sahipleri; Kurumdan aldığı edimlerin karşılamadığı zararlar için ayrıca iş mahkemesinde işverene karşı tazminat davası açabilir. İşverenin iş sağlığı ve güvenliği tedbirlerini alma yükümlülüğü, hem tazminat davasında kusur değerlendirmesinde hem de Kurumun açacağı rücu davasında belirleyicidir.
SGK Rücu Davaları
Rücu davası, sosyal güvenlik hukukunun kendine özgü ve önemli bir kurumudur. Sosyal Güvenlik Kurumu, sigortalıya veya hak sahiplerine bir risk nedeniyle edim (gelir, aylık, ödenek, tedavi gideri) sağladığında, bu ödemelere yol açan olaydan sorumlu olan kişiden yaptığı harcamaları geri isteyebilir. Bu geri isteme davasına rücu (rücuen tazminat) davası denir.
Rücu davasının tipik örneği iş kazalarıdır: İşveren, iş sağlığı ve güvenliği tedbirlerini almadığı için bir iş kazası meydana gelmiş ve Kurum sigortalıya sürekli iş göremezlik geliri bağlamışsa, Kurum bu ödemelerini işverenin kusuru ölçüsünde rücu davasıyla işverenden talep edebilir. Benzer şekilde, bir trafik kazasında kusurlu üçüncü kişinin fiili nedeniyle Kurum sigortalıya edim sağlamışsa, bu kişiye ve sorumlulara karşı da rücu yoluna gidilebilir.
Bu davalarda belirleyici olan kusur oranıdır. İşverenin veya üçüncü kişinin olaydaki kusuru bilirkişi incelemesiyle saptanır; Kurum, ancak sorumlunun kusuru oranındaki ödemelerini geri isteyebilir. Sigortalının kendi kusuru (müterafik kusur) varsa bu da hesaba katılır. Rücu davaları iş mahkemesinde görülür ve Kurumun taraf olması nedeniyle zorunlu arabuluculuk kapsamı dışındadır. İşveren veya sorumlu kişi bakımından, kusur oranının ve bağlanan gelirin peşin sermaye değerinin doğru saptanması davanın sonucunu doğrudan etkiler.
Görevli ve Yetkili Mahkeme: İş Mahkemesi ve İdari Başvuru Ön Şartı
Sosyal güvenlik hukukundan doğan uyuşmazlıklarda görevli mahkeme kural olarak İş Mahkemesidir; İş Mahkemesi kurulmamış yerlerde bu davalara Asliye Hukuk Mahkemesi iş mahkemesi sıfatıyla bakar. Hizmet tespiti, sigortalılık statüsünün belirlenmesi, aylık ve gelir bağlama, iş göremezlik oranına itiraz, prim ve idari para cezasına itiraz ile SGK rücu davaları bu mahkemenin görev alanındadır. Yetki bakımından dava, davalının yerleşim yeri mahkemesinde veya işin ya da işlemin yapıldığı yer mahkemesinde açılabilir.
İş hukuku davalarından farklı olarak, Sosyal Güvenlik Kurumunun taraf olduğu bu davalarda zorunlu (dava şartı) arabuluculuk uygulanmaz; ilgili kişi doğrudan dava açabilir. Buna karşılık bazı uyuşmazlık türlerinde, özellikle idari para cezaları ile bir kısım prim ve borç işlemlerinde, dava açmadan önce Kuruma idari itiraz (idari başvuru ön şartı) gündeme gelir. Bu ayrımın baştan doğru kurulması, hem yanlış foruma başvuru hem de süre kaçırma riskini önler.
| Uyuşmazlık Türü | Görevli Mahkeme | Zorunlu Arabuluculuk | Not |
|---|---|---|---|
| Hizmet tespiti (SGK + işveren) | İş Mahkemesi | Hayır | Kural olarak 5 yıllık hak düşürücü süre |
| Sigortalılık statüsü / tescil | İş Mahkemesi | Hayır | 4/a-4/b-4/c ayrımı belirlenir |
| Aylık / gelir bağlama reddi | İş Mahkemesi | Hayır | İşlemin tebliğinden itibaren süre |
| İş göremezlik oranına itiraz | İş Mahkemesi | Hayır | Adli tıp / hastane raporu esas |
| İdari para cezası itirazı | İş Mahkemesi | Hayır | Önce Kuruma idari itiraz zorunlu |
| SGK rücu davası | İş Mahkemesi | Hayır | Kusur oranı bilirkişiyle saptanır |
Adapazarı'daki sosyal güvenlik uyuşmazlıkları, yer bakımından yetki kurallarına göre Sakarya Adliyesi yargı çevresindeki İş Mahkemesinde (yoksa Asliye Hukuk Mahkemesinde) görülür. Doğru forumun, yetkinin ve varsa idari başvuru ön şartının baştan belirlenmesi, görevsizlik veya usulden ret kararıyla oluşacak zaman kaybını önler.
Adapazarı'da SGK Davası Nasıl Açılır? Süreç Adımları
Bir sosyal güvenlik uyuşmazlığında sürecin doğru sırayla yürütülmesi, hem hak kayıplarını önler hem de sonucu hızlandırır. Aşağıdaki adımlar, tipik bir hizmet tespiti veya aylık/gelir uyuşmazlığının ana hatlarını gösterir. Sürecin somut niteliğe göre farklılaşabileceği unutulmamalıdır.
Kişinin sigortalılık statüsü (4/a, 4/b, 4/c), bildirilen gün ve kazançları ile uyuşmazlığın türü belirlenir; hizmet dökümü ve tescil kayıtları incelenir.
Aylık, gelir veya tescil talebi ile idari para cezası ve prim itirazlarında önce Sosyal Güvenlik Kurumuna başvurulur; ret veya işlem, dava süresini başlatır.
SGK hizmet dökümü, işyeri kayıtları, bordrolar, banka ödemeleri, sağlık kurulu raporları ve tanık bilgileri bir araya getirilir; süreler kontrol edilir.
Yetkili İş Mahkemesinde, gerektiğinde hem Kuruma hem işverene karşı dava açılır; hizmet tespitinde hak düşürücü süreye özellikle dikkat edilir.
Tanıklar dinlenir; Kurum ve işyeri kayıtları celbedilir; iş göremezlik oranı için adli tıp/hastane raporu, kusur ve hesap için bilirkişi incelemesi yapılır.
Mahkeme kararı verir; taraflar süresi içinde istinaf, koşulları varsa temyiz yoluna başvurabilir. Kesinleşen karar Kurumca uygulanır.
Sosyal Güvenlik Davalarında Zamanaşımı ve Hak Düşürücü Süreler
Sosyal güvenlik hukukunda süreler, hakların korunması bakımından belirleyicidir ve talebin türüne göre farklılaşır. Sürelerin doğru hesaplanması, açılacak davanın esasa girilmeden reddedilmesini önler.
Hizmet tespitinde hak düşürücü süre: Bildirilmeyen çalışmanın tespiti için kural olarak hizmetin geçtiği yılın sonundan başlayarak beş yıllık hak düşürücü süre içinde dava açılmalıdır. Ancak çalışma; işe giriş bildirgesi, dönem bordrosu veya benzeri bir belgeyle Kuruma herhangi bir şekilde yansımışsa bu süre işlemez. Hak düşürücü süre durmaz ve kesilmez; kaçırıldığında ilgili döneme ilişkin tespit talebi tümüyle sona erebilir.
İdari başvuru ve dava süreleri: İdari para cezalarına ve bir kısım prim işlemlerine karşı kanunda öngörülen kısa süreler içinde önce Kuruma itiraz edilmesi, ardından red kararının tebliğinden itibaren süresinde dava açılması gerekir. Aylık ve gelir bağlama işlemlerinin reddine karşı da işlemin tebliğinden itibaren geçerli süreler dikkate alınır. Kurumca bağlanan gelir ve aylıklara ilişkin alacaklarda ise ayrı zamanaşımı süreleri uygulanır.
Sürelerin türünü (hak düşürücü mü, zamanaşımı mı) ve başlangıç anını doğru saptamak, sosyal güvenlik davalarının en teknik yönlerinden biridir. Bu nedenle bir Kurum işlemi tebliğ edildiğinde veya emeklilik/tazminat gündeme geldiğinde gecikmeden hukuki değerlendirme yapılması, telafisi güç kayıpları önler.
Sosyal Güvenlik Uyuşmazlıklarında Sık Yapılan Hatalar
Uygulamada sigortalıların (ve zaman zaman işverenlerin) haklarını zayıflatan bazı tekrarlayan hatalar vardır. Bunların önceden bilinmesi, sonradan telafisi güç kayıpları önler:
- Hizmet tespitinde süreyi kaçırmak: Beş yıllık hak düşürücü sürenin geçirilmesi, bildirilmemiş çalışmanın tesciline ilişkin talebi tümüyle sona erdirebilir.
- Düşük ücretten bildirime ses çıkarmamak: Gerçek ücretin altında prim bildirimi; hem aylık ve gelir hesabını hem de olası tazminatları düşürür, sonradan gerçek ücretin ispatı ayrı bir uyuşmazlık doğurur.
- İdari itiraz aşamasını atlamak: İdari para cezası ve bazı prim işlemlerinde önce Kuruma başvurulmadan doğrudan dava açılması, davanın usulden reddine yol açabilir.
- Sağlık kurulu raporuna itiraz etmemek: Malullük veya iş göremezlik oranının düşük belirlenmesine süresinde itiraz edilmemesi, bağlanacak gelir ve aylığı kalıcı biçimde etkiler.
- Statü belirlemesini önemsememek: 4/a, 4/b, 4/c ayrımının yanlış kabul edilmesi; prim, emeklilik ve aylık hesabında ciddi sapmalara ve hak kayıplarına neden olabilir.
Sosyal Güvenlik Davası İçin Gerekli Belgeler
Sağlam bir dosya, sürecin en kritik parçasıdır. Aşağıdaki belge ve bilgiler, hizmet tespiti, aylık/gelir veya iş göremezlik sürecinde büyük önem taşır:
- SGK hizmet dökümü / tescil kaydı: Bildirilen gün, kazanç ve statüyü gösterir; e-Devlet üzerinden alınabilir.
- İşe giriş bildirgesi ve prim belgeleri: Sigortalılığın başlangıcını ve bildirim durumunu ortaya koyar.
- Ücret bordroları ve banka kayıtları: Gerçek ücretin ve ödemelerin ispatında kullanılır.
- Sağlık kurulu / hastane raporları: Malullük ve iş göremezlik oranına ilişkin uyuşmazlıklarda esas alınır.
- Kurum işlem ve red yazıları: Aylık, gelir veya itiraz reddi ile idari para cezası tebligatları, dava süresini ve konusunu belirler.
- Tanık bilgileri ve işyeri kayıtları: Özellikle hizmet tespiti davasında çalışmanın ve süresinin ispatında büyük rol oynar.
Sosyal Güvenlik Hukuku Avukatı Seçerken Nelere Dikkat Edilmeli?
Sosyal güvenlik hukuku; hem maddi hukuk (sigortalılık, aylık ve gelir kuralları) hem de usul (idari başvuru ön şartı, hak düşürücü süreler, sağlık kurulu ve bilirkişi süreçleri) yönünden teknik bir alandır. Sürecin baştan doğru kurgulanması, sonucu belirleyen en önemli etkendir. Adapazarı bölgesindeki avukatları listeden incelerken, görüşme sırasında şu noktaları netleştirmeniz yararlı olur:
Hizmet tespiti, aylık/gelir uyuşmazlıkları, iş göremezlik ve SGK rücu davalarında düzenli çalışıp çalışmadığı.
İdari başvuru, dava ve kanun yolu adımlarını, süreleri ve olası senaryoları baştan açıklayabilmesi.
Prim günü, hizmet süresi, aylık hesabı ve iş göremezlik oranının nasıl belirlendiğini anlaşılır biçimde aktarması.
Vekâlet ücreti, yargılama gideri ve olası ek masrafların yazılı ve şeffaf biçimde belirtilmesi.
Görüşmede sorabileceğiniz örnek sorular: "Benim durumumda hizmet tespiti için hak düşürücü süre işliyor mu?", "Hangi statüde sigortalı sayılırım ve bu emekliliğimi nasıl etkiler?", "Aylık/gelir başvurumun reddine karşı dava açmak için ne kadar sürem var?", "İş göremezlik oranı raporuna nasıl itiraz ederiz?", "SGK'ya karşı davada arabuluculuk gerekiyor mu?" Bu sorulara verilen yanıtların açıklığı, avukatın alana hâkimiyeti hakkında fikir verir. Avukatlık Kanunu gereği avukatlar dava sonucu hakkında kesin başarı taahhüdünde bulunamaz; size gerçekçi bir değerlendirme sunan yaklaşım daha güvenilirdir.
İlgili Mevzuat
Sosyal güvenlik uyuşmazlıkları çok sayıda kanun ve düzenlemenin bir arada uygulanmasını gerektirir. Başlıca kaynaklar şunlardır:
- 5510 sayılı Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası Kanunu
Sigortalılık (4/a-4/b-4/c), prim, tescil, iş kazası, meslek hastalığı, malullük, yaşlılık ve ölüm sigortaları ile hizmet tespitinin ana kaynağı. - 7036 sayılı İş Mahkemeleri Kanunu
İş mahkemelerinin görev ve yetkisi ile sosyal güvenlik uyuşmazlıklarının yargılama usulünü düzenler. - 4857 sayılı İş Kanunu
İş ilişkisi, çalışma süreleri ve iş kazası gibi konularda sosyal güvenlik uyuşmazlıklarıyla yakından bağlantılı temel kaynak. - 6331 sayılı İş Sağlığı ve Güvenliği Kanunu
İşverenin iş sağlığı ve güvenliği yükümlülükleri; iş kazası tazminatı ve SGK rücu davalarında kusur değerlendirmesinin temeli. - 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu
İş kazası ve meslek hastalığından doğan maddi-manevi tazminat ile rücu ilişkilerinde genel sorumluluk hükümlerinin kaynağı. - Sosyal Sigorta İşlemleri Yönetmeliği
Tescil, prim, bildirim, aylık ve gelir bağlama işlemlerinin usul ve esaslarını ayrıntılandıran uygulama düzenlemesi.
Emsal İçtihat Yaklaşımları
Yüksek mahkeme kararlarında istikrar kazanmış başlıca ilkeler:
Kamu düzenini ilgilendiren hizmet tespiti davalarında hâkimin, tarafların gösterdiği delillerle yetinmeyip işyeri kayıtları, komşu işyeri tanıkları ve bordro tanıkları gibi delilleri resen araştırması gerektiği yönündeki yerleşik yaklaşım.
Çalışmanın işe giriş bildirgesi veya dönem bordrosu gibi bir belgeyle Kuruma yansıdığı hâllerde, beş yıllık hak düşürücü sürenin işlemeyeceği ve tespit talebinin süreden reddedilemeyeceği değerlendirmesi.
Sürekli iş göremezlik ve malullük oranına ilişkin uyuşmazlıklarda, Kurum raporuyla yetinilmeyip adli tıp kurumu veya tam teşekküllü üniversite hastanesinden alınacak raporla oranın denetlenmesi gerektiği eğilimi.
SGK rücu davalarında sorumlunun ancak kusuru oranında sorumlu tutulabileceği ve Kurumca bağlanan gelirin peşin sermaye değerinin bilirkişi marifetiyle doğru hesaplanması gerektiği yaklaşımı.
Sıkça Sorulan Sorular
Adapazarı'da SGK'ya karşı açılacak dava hangi mahkemede görülür?
Sosyal güvenlik hukukundan doğan uyuşmazlıklar, yani sigortalı ile Sosyal Güvenlik Kurumu ya da işveren arasındaki hizmet tespiti, sigortalılık, prim, aylık ve iş göremezlik gibi davalar kural olarak İş Mahkemelerinde görülür; İş Mahkemesi bulunmayan yerlerde bu davalara Asliye Hukuk Mahkemesi iş mahkemesi sıfatıyla bakar. Yetki bakımından dava, davalının yerleşim yeri mahkemesinde veya işin ya da işlemin yapıldığı yer mahkemesinde açılabilir. Önemli bir usul kuralı da şudur: Kurumun taraf olduğu bu davalarda zorunlu arabuluculuk uygulanmaz. Adapazarı'daki uyuşmazlıklar, yer bakımından yetki kurallarına göre Sakarya Adliyesi yargı çevresindeki ilgili mahkemede ele alınır. Bazı prim ve idari para cezası uyuşmazlıklarında ise önce Kuruma başvuru ve komisyon süreci gündeme gelebilir.
Hizmet tespiti davası nedir, ne zaman açılır?
Hizmet tespiti davası, fiilen çalıştığı hâlde işvereni tarafından hiç bildirilmeyen veya eksik bildirilen sigortalının, çalışmalarının Sosyal Güvenlik Kurumu nezdinde tespit ve tescilini sağlamak için açtığı davadır. Davada sigortalının; işe giriş tarihi, çalışma süresi ve gerçek ücreti kanıtlanmaya çalışılır. Sigortalılığın hükmen tespiti, yaşlılık aylığına hak kazanmadan ölüm aylığına kadar birçok hakkı doğrudan etkiler. Davanın en kritik özelliği süresidir: kural olarak hizmetin geçtiği yılın sonundan başlayarak beş yıllık hak düşürücü süre içinde açılmalıdır. Ancak Kuruma yapılan bir bildirim (işe giriş bildirgesi gibi) varsa bu süre işlemez. Dava, işverene ve Kuruma karşı birlikte açılır.
4/a, 4/b ve 4/c sigortalılığı arasındaki fark nedir?
5510 sayılı Kanun, sigortalıları çalışma biçimlerine göre üç ana gruba ayırır. 4/a kapsamında hizmet akdiyle (iş sözleşmesiyle) bir işverene bağlı olarak çalışan işçiler (eski adıyla SSK'lılar) yer alır; primleri işverence bildirilir. 4/b kapsamında kendi nam ve hesabına bağımsız çalışanlar bulunur; esnaf, tacir, şirket ortakları ve tarımsal faaliyet gösterenler (eski adıyla Bağ-Kur'lular) bu gruba girer ve primlerini kendileri öder. 4/c kapsamında ise kamu idarelerinde çalışan memurlar ve kamu görevlileri yer alır. Sigortalılık türü; prim ödeme yükümlülüğünü, emeklilik koşullarını, aylık hesabını ve tabi olunan rejimi belirlediğinden, bir kişinin hangi statüde sayılacağı çoğu uyuşmazlığın çıkış noktasıdır.
Yaşlılık (emeklilik) aylığına hak kazanma koşulları nelerdir?
Yaşlılık aylığına hak kazanmak için üç koşulun bir arada gerçekleşmesi gerekir: belirli bir yaşa ulaşmak, yeterli sigortalılık süresini doldurmak ve gerekli prim gün sayısını tamamlamak. Bu koşullar; sigortalının ilk işe giriş tarihine, cinsiyetine ve tabi olduğu statüye (4/a, 4/b, 4/c) göre farklılaşan kademeli düzenlemelere tabidir; mevzuattaki geçiş hükümleri nedeniyle her sigortalının koşulları kendi giriş tarihine göre değerlendirilir. Ayrıca malullük, engellilik, erken yaşlanma veya belirli ağır işlerde geçen hizmetler için farklı ve daha erken emeklilik imkânları öngörülmüştür. Aylığa hak kazanma tartışmalı ise sigortalı, koşulları taşıdığını dava yoluyla ileri sürebilir; bu davalarda hizmet süresinin ve prim günlerinin doğru saptanması belirleyicidir.
Malullük aylığı ile yaşlılık aylığı arasındaki fark nedir?
Yaşlılık aylığı, belirli bir yaş, sigortalılık süresi ve prim gününün tamamlanmasıyla; yani kural olarak yaşlanma ölçütüyle bağlanır. Malullük aylığı ise sigortalının çalışma gücünün veya meslekte kazanma gücünün Kurum sağlık kurulunca belirlenen oranda (kural olarak en az yüzde altmış) yitirilmesi hâlinde, henüz emeklilik yaşına gelmeden bağlanabilir. Malullük aylığı için ayrıca belirli bir sigortalılık süresi ve prim gün sayısı koşulu ile malullüğün, başka birinin sürekli bakımına muhtaç hâle gelmiş olmayı gerektirmeyecek düzeyde de olsa Kurumca tespit edilmiş olması aranır. Malullük başvurusu reddedilen veya oran düşük belirlenen sigortalı, sağlık kurulu raporuna ve orana itiraz ederek dava açabilir; bu davalarda adli tıp veya üniversite hastanesi raporları belirleyici olur.
Ölüm (dul ve yetim) aylığından kimler yararlanır?
Ölen sigortalının hak sahiplerine bağlanan ölüm aylığından, kanunda sayılan yakınlar belirli koşullarla yararlanır. Dul eş, aylığın belirli bir oranını alır; çalışmıyor ve başka bir sosyal güvenceden gelir/aylık almıyorsa oranı yükselir. Çocuklar bakımından; belirli yaşa kadar tüm çocuklar, öğrenim görüyorsa daha ileri bir yaşa kadar, çalışamayacak durumda engelli ise süresiz olarak aylık alabilir. Kız çocukları bakımından evli olmama ve kendi çalışmasından ötürü gelir/aylık almama gibi ek koşullar aranır. Ana ve baba ise, sigortalının bakımına muhtaç olmaları ve gelir koşulunu taşımaları hâlinde artan hisseden yararlanabilir. Ölüm aylığı için sigortalının belirli bir prim gün sayısını doldurmuş olması gerekir; koşullar veya hisse oranı tartışmalı ise dava açılabilir.
İş kazası sonrası sürekli iş göremezlik geliri nasıl belirlenir?
İş kazası veya meslek hastalığı sonucunda sigortalının meslekte kazanma gücünde bir kayıp oluşmuşsa, Kurum sağlık kurulu bu kayıp oranını (sürekli iş göremezlik derecesini) belirler. Kural olarak en az yüzde on oranında bir kayıp saptanırsa sigortalıya sürekli iş göremezlik geliri bağlanır; gelirin miktarı, kayıp oranına ve sigortalının kazancına göre hesaplanır. Sağlık kurulunun belirlediği oran düşük bulunursa veya başvuru reddedilirse, sigortalı bu işleme karşı iş mahkemesinde dava açarak oranın yeniden tespitini isteyebilir; mahkeme çoğunlukla adli tıp kurumu veya üniversite hastanesi raporuna başvurur. Ayrıca Kurumun sağladığı bu gelir, işverenin kusuru ölçüsünde açılabilecek maddi-manevi tazminat davasından bağımsızdır; ikisi ayrı ayrı takip edilir.
SGK rücu (rücuen tazminat) davası nedir?
Rücu davası, Sosyal Güvenlik Kurumunun; iş kazası, meslek hastalığı, hastalık veya bir üçüncü kişinin kusuru sonucu sigortalıya ya da hak sahiplerine yaptığı ödemeler (gelir, aylık, tedavi gideri gibi) nedeniyle uğradığı zararı, olaydan sorumlu olan işverenden veya üçüncü kişiden geri istemesidir. Örneğin işveren iş sağlığı ve güvenliği tedbirlerini almadığı için bir iş kazası olmuş ve Kurum sigortalıya gelir bağlamışsa, Kurum bu ödemeleri işverenin kusuru ölçüsünde rücu davasıyla işverenden talep edebilir. Bu davalarda işverenin veya üçüncü kişinin kusur oranı bilirkişi incelemesiyle saptanır. Rücu davaları da iş mahkemesinde görülür ve zorunlu arabuluculuk kapsamı dışındadır; sorumluluğun ve kusur oranının doğru belirlenmesi davanın sonucunu doğrudan etkiler.
Prim borcu ve idari para cezasına nasıl itiraz edilir?
Sosyal Güvenlik Kurumunun tahakkuk ettirdiği prim borçları ve kestiği idari para cezalarına karşı, önce Kurum bünyesindeki idari süreç işletilir. İdari para cezasına, tebliğ tarihinden itibaren kanunda belirtilen süre içinde Kuruma itiraz edilmesi gerekir; bu idari itiraz aşaması dava açmanın ön koşulu niteliğindedir. İtirazın Kurum ilgili komisyonunca reddedilmesi hâlinde, red kararının tebliğinden itibaren yine kanuni süre içinde iş mahkemesinde iptal davası açılabilir. Prim tahakkuklarına ve borç bildirimlerine karşı da benzer biçimde önce Kuruma başvuru, ardından yargı yolu izlenir. Süreler kısa ve çoğu hak düşürücü nitelikte olduğundan, tebligatın alındığı anda gecikmeden değerlendirme yapılması hak kaybını önler.
Sosyal güvenlik davalarında zamanaşımı ve süreler nasıldır?
Sosyal güvenlik hukukunda süreler talebin türüne göre değişir ve bazıları hak düşürücü niteliktedir. Hizmet tespiti davasında kural olarak hizmetin geçtiği yılın sonundan itibaren beş yıllık hak düşürücü süre uygulanır; ancak çalışma Kuruma herhangi bir belgeyle bildirilmişse bu süre işlemez. Kurumca bağlanan gelir ve aylıklarda alacaklar için belirli zamanaşımı süreleri geçerlidir. İdari para cezası ve prim borçlarına itirazda ise kanunda öngörülen kısa idari başvuru ve dava süreleri esastır. Aylık ve gelir bağlama işlemlerinin reddine karşı açılacak davalarda da işlemin tebliğinden itibaren geçerli süreler dikkate alınır. Sürelerin türünü ve başlangıcını doğru belirlemek, esasa girilmeden verilecek ret kararlarını önlemek bakımından kritik önemdedir.
