Vasi Atanması ve Kısıtlama Davası: Demans ve Vesayet
Babanız son aylarda tanıdığı kişilere para göndermeye başladı, daha önce hiç yapmadığı alışverişlerde binlerce lira harcıyor ya da imzaladığı belgelerin içeriğini bir hafta sonra hatırlamıyor. Bu tablonun hukuki adı çoğu zaman "akıl zayıflığı" veya "akıl hastalığı" oluyor; ve Türk Medeni Kanunu, bu kişilerin hem kendilerini hem de ailelerini korumak için vesayet kurumunu öngörüyor. Sulh Hukuk Mahkemesi'ne dilekçeyle başvurabilirsiniz; mahkeme, resmî sağlık kurulu raporu aldıktan ve — mümkünse — kısıtlanacak kişiyi dinledikten sonra kısıtlama kararı vererek vasi atıyor.
Vesayet süreci uzun görünse de aslında oldukça sistematik: TMK 404-431 arasındaki maddeler her adımı net biçimde düzenliyor. Kısıtlama sebepleri, sağlık kurulu şartı, vasinin yetkileri, iki kademeli izin sistemi ve hesap verme yükümlülükleri — hepsini bu rehberde bulacaksınız. Eğer "demanslı yakınım benden habersiz tapu satışı yaptı" ya da "savurgan eşim aile bütçesini mahvedecek" endişesi taşıyorsanız, önce hangi kısıtlama sebebinin sizin durumunuza uyduğunu tespit etmek gerekiyor.
Alzheimer'lı Babaya Vasi Atanması: Ahmet Bey'in Ailesi Ne Yaşadı?

Ahmet Bey (isimler temsilidir), 74 yaşında emekli bir öğretmendir; İzmir'de kız çocuğu Selin ile oğlu Murat'tan ayrı yaşamaktadır. 2023 yılında Alzheimer teşhisi alan Ahmet Bey, başlangıçta günlük yaşamını sürdürebiliyordu. Ancak 2024'ün başından itibaren telefon dolandırıcılarına para göndermeye başladı; birkaç ay içinde toplam tutarın 80.000 TL'yi geçtiğini fark eden Selin, banka hesap özetlerini incelediğinde farklı isimlere yapılmış çok sayıda havale gördü.
Selin ve Murat, önce babaları ile konuştular. Ahmet Bey kimi transferleri hatırlıyor, kimi transferleri hiç bilmiyordu; bazı günler çok netti, bazı günler aynı soruyu saatlerce tekrarlıyordu. Nörolog raporu zaten vardı: "orta evre Alzheimer, karar verme kapasitesi önemli ölçüde kısıtlanmış." Çocuklar, bir aile hukuku avukatıyla görüştüklerinde aldıkları ilk bilgi şu oldu: Nörolog raporu tek başına yetmez; mahkeme resmi sağlık kurulu raporu isteyecek.
Avukatın yönlendirmesiyle Ahmet Bey, Dokuz Eylül Üniversitesi Hastanesi psikiyatri birimine yönlendirildi. Sağlık kurulu raporu "fiil ehliyetinden yoksun" tespitini içeriyordu. Sulh Hukuk Mahkemesi'ne dilekçe verildiğinde hâkim, dosyayı inceledi; Ahmet Bey'in mahkemede dinlenip dinlenemeyeceğini değerlendirdi ve durumu uygun bulmadığından raporla yetindi. Karar yaklaşık dört ay sonra çıktı: Ahmet Bey kısıtlandı, Selin vasi olarak atandı. Murat ise yedek vasi olarak kayıt altına alındı.
Kararın ardından Selin, babasının hesaplarındaki yetkiyi devraldı. Tapu sicilinde kısıtlama şerhi işlendi; artık Ahmet Bey adına yapılacak her taşınmaz satışı veya önemli mal devri için Sulh Hukuk Mahkemesi'nin izni gerekiyor. Davayı anlatan avukat şunu vurguladı: "Vasi atanmadan önce yapılan transferler için ayrıca dava açmanız gerekebilir — vesayet kararı geriye dönük olarak o işlemleri iptal etmiyor." Selin, bu noktayı göz önünde bulundurarak ayrı bir tapu iptali ve tescil davası rehberinden yararlanarak bir sonraki adımı değerlendirdi.
Kısıtlama Nedir ve Kim İçin Geçerli?

Kısıtlama, bir kişinin fiil ehliyetinin mahkeme kararıyla kısıtlanması ve onun adına hareket edecek bir vasinin atanmasıdır. Türk Medeni Kanunu'nun 404. maddesi vesayetin temel çerçevesini çizerken, 405-408. maddeler dört farklı kısıtlama sebebini düzenliyor. Bu dört sebebi ve hukuki dayanaklarını net biçimde anlayabilmek için aşağıdaki tabloya bakabilirsiniz.
| Kısıtlama Sebebi | TMK Maddesi | Temel Koşul | Özel Şart |
|---|---|---|---|
| Akıl hastalığı veya akıl zayıflığı | TMK 405 | Korunma gerektiren durum | Resmî sağlık kurulu raporu ZORUNLU |
| Savurganlık, alkol/uyuşturucu bağımlılığı, kötü yaşam tarzı veya kötü yönetim | TMK 406 | Aileyi darlığa düşürme tehlikesi | Kısıtlanacak kişi DİNLENMEDEN karar verilemez |
| 1 yıl ve daha uzun özgürlüğü bağlayıcı ceza | TMK 407 | Kesinleşmiş mahkûmiyet kararı | Koşullu salıverilme veya infaz sonunda vesayet sona erer |
| İstek üzerine kısıtlama | TMK 408 | Yaşlılık, engellilik veya deneyimsizlik | Kişinin bizzat talebi; dinlenme zorunluluğu var |
Demans ve Alzheimer vakaları büyük çoğunlukla TMK 405 kapsamında değerlendiriliyor; ağır psikiyatrik tablolar da bu madde altında ele alınıyor. Savurganlık veya bağımlılık senaryolarında ise TMK 406 devreye giriyor; burada dikkat edilmesi gereken nokta, kişinin aileyi "darlığa düşürme tehlikesi" koşulunun aranmasıdır — sırf savurgan olmak yeterli değil, bu davranışın somut bir zarar riski yaratması gerekiyor. TMK 407'deki cezaevindeki hükümlü senaryosu ise çoğunlukla gözden kaçıyor: Cezaevinde olan aile reisinin işletmesi, taşınmazları ve banka hesapları bir vasi aracılığıyla yönetilmesini gerektirebilir. TMK 408'deki gönüllü kısıtlama ise yaşlılık döneminde kişinin kendi tercihiyle başvurduğu, sosyal bir güvence niteliği taşıyan seçenek.
Vesayet ile kısıtlamayı sıkça karıştıran bir nokta daha var: 18 yaşını dolduran engelli çocuklar için de ayrı bir kısıtlama davası açmak gerekiyor. Çünkü 18 yaş öncesindeki velâyet kendiliğinden sona eriyor; kısıtlama kararı olmadan ergin engellinin hukuki işlemlerini ana-baba yapamaz hale geliyor. Bu durum, pek çok ailenin fark etmediği ve zaman baskısıyla karşılaştığı bir başlıktır.
"Rapor Olmadan Olmaz": Sağlık Kurulu Şartı ve Dinlenme Hakkı

TMK 405 kapsamındaki kısıtlama davalarında mahkemenin elindeki en kritik belge resmî sağlık kurulu raporudur. Bu rapor olmadan hâkim kısıtlama kararı veremez; bir özel klinikteki muayene veya tek hekimin nörolog raporu, mahkeme açısından yeterli sayılmıyor. Raporun, yetkili sağlık kurulunca düzenlenmesi şart; genellikle devlet üniversitesi hastaneleri ya da eğitim ve araştırma hastanelerinin psikiyatri veya nöroloji klinikleri bu görevi üstleniyor.
Mahkeme, başvuru üzerine ilgili kişiyi resmî sağlık kurumuna sevk edebilir ya da mevcut raporu yeterli bulup ek inceleme isteyebilir. Süreç, hastanenin yoğunluğuna göre birkaç haftadan birkaç aya kadar uzayabiliyor. Bu nedenle acil önlem almak gerekiyorsa, sağlık kurulu randevusu beklenirken ihtiyati tedbir yolunu araştırmak faydalı olabilir; somut olaya göre değişen bir seçenek olduğundan avukat yönlendirmesi önerilir.
Dinlenme hakkı, vesayet hukukunun en hassas noktalarından biri. Kısıtlanacak kişi, belki hafif demans geçiriyor veya iyilik dönemlerinde son derece tutarlı konuşuyor. Bu durumda hâkimin davranışı kritik önem taşıyor: Kişiyi duruşmada mı dinleyecek, yoksa hâkim veya yetkili bir kişi tarafından yerinde mi ziyaret edilecek? Pratikte mahkemeler, kişinin durumuna göre farklı yollar izleyebiliyor. Aile, bu aşamada kısıtlıyı "kötü" göstermeye çalışmamalı; aksine raporun içeriğinin ne olduğunu ve hâkimin neye ihtiyaç duyduğunu netleştirmeli. Yanlış bir tutum hem süreci uzatır hem de hâkimin bakış açısını olumsuz etkiler.
Vasi Kim Olur? Aile Önceliği ve Kaçınma Hakları

TMK 413 ve 414, vasinin kim olacağını açık biçimde düzenliyor. Mahkeme, ergin ve fiil ehliyetine sahip bir kişiyi vasi olarak atıyor; ancak bu seçimde belirli bir öncelik sırası var. Önce kısıtlının kendisinin gösterdiği kişiye bakılıyor; sonra ana veya babası, eşi ve yakın hısımları değerlendiriliyor. Haklı bir sebep yoksa mahkeme bu önceliklere uymak durumunda; aksi hâlde kararın bozulma riski ortaya çıkıyor.
Peki kim vasilik yapmak zorunda değil? TMK, bazı haklı sebepleri sayıyor: 60 yaşını doldurmuş olmak, dört veya daha fazla çocuğa sahip olmak, ağır hastalık veya engellilik, süregelen bir kamu görevi, hâlihazırda başka bir vesayet altında yönetilen işler. Bu gerekçelerden biri varsa kişi vasilikten kaçınma talebinde bulunabiliyor. Mahkeme talebi değerlendirerek kabul eder ya da reddeder.
Vasi adayının mahkeme önünde önemli yükümlülüklere tabi olacağını baştan bilmesi gerekiyor: düzenli hesap ve rapor verme, önemli işlemlerde izin alma, mal varlığını belirli kurallara göre yönetme. Bu yükümlülüklere uymak istemeyenler ya da fiziksel olarak bunu yapacak durumda olmayanlar, vasilikten kaçınma hakkını kullanabilirler. Mahkeme zorlayamıyor; ama haklı sebep gösterilmezse kısıtlıya zarar verme anlamına gelebilecek bir kaçınma talebini de onaylamıyor. Ailenin bu dinamiği tartışmayı dava açılmadan önce netleştirmesi, ileride çıkabilecek aile içi gerginlikleri önemli ölçüde azaltıyor.
Süreç Adım Adım: Başvurudan Karara

Vesayet sürecinin her aşaması Kanun'la belirleniyor; ne atlanabilir ne de sıralanması değiştirilebilir. Aşağıda her adım ayrı bir alt başlıkla ele alınmıştır.
1. Başvuru: Kim, Nereye, Nasıl?
Kısıtlama davası açma hakkı geniş bir kesime tanınmış durumda: kısıtlanacak kişinin yakınları (eş, çocuklar, ana-baba, kardeşler), vesayet makamını haberdar eden herhangi bir kişi veya savcılık başvurabilir. Savcılığın kendiliğinden harekete geçme yetkisi de var; özellikle yerel yönetimlerin ya da komşuların ihbarıyla bu yola başvuruluyor. Dilekçe, kısıtlanacak kişinin yerleşim yeri Sulh Hukuk Mahkemesi'ne verilmeli; yetkisiz mahkemeye yapılan başvuru esasa girilmeden reddediliyor.
2. Sağlık Kurulu Raporu
TMK 405 kapsamındaki davalarda mahkeme, dosyada henüz yeterli rapor yoksa kısıtlıyı resmî sağlık kurumuna sevk ediyor. Kurum psikiyatri veya nöroloji birimi aracılığıyla muayene gerçekleştiriyor ve kurulun imzasını taşıyan bir rapor düzenleniyor. Bu raporda "fiil ehliyetinden yoksun" ya da "fiil ehliyeti kısıtlı" tespiti yer almalı; salt "hasta" ibaresi mahkeme için yeterli sayılmıyor.
3. Kısıtlının Dinlenmesi
TMK 406 ve 408 kapsamındaki davalarda kısıtlı, duruşmada veya hâkim huzurunda bizzat dinleniyor. TMK 405 kapsamında ise raporun yeterliliğine göre hâkim dinleme yapıp yapmama konusunda takdir yetkisini kullanabiliyor. Dinleme aşaması, kişiye kendi durumu hakkında söz hakkı tanıması açısından vesayet hukukunun temel güvencelerinden biri.
4. Kısıtlama Kararı ve Vasi Atama
Hâkim, dosyayı yeterli bulduğunda kısıtlama kararı veriyor ve aynı kararla veya kısa süre içinde vasi atıyor. Kararın kesinleşmesiyle kısıtlı, artık hukuki işlemlerini tek başına yapmaktan yoksun hale geliyor; yapacağı işlemlerin geçerliliği vasinin onayına ya da mahkeme iznine bağlı oluyor.
5. Kararın İlanı ve Tescil
Kısıtlama kararı, kısıtlının yerleşim yeri ve nüfus kaydındaki yer itibarıyla gerekli yerlerde ilan ediliyor ve nüfus kütüğüne işleniyor. Tapu sicilinde de kısıtlama şerhi işlenerek kısıtlının taşınmazları üzerindeki tek taraflı tasarruf gücü fiilen kısıtlanıyor. Bu aşama tamamlanmadan üçüncü kişilere karşı kısıtlamanın hüküm ifade etmesi güçleşiyor; bu yüzden tescil işleminin bizzat takip edilmesi öneriliyor.
Vasinin Gücünün Sınırları: İki Kademeli İzin Sistemi

Vasi, kısıtlının tüm hukuki işlemlerinde temsilci olarak hareket edebilir — ama "tüm işlemlerde" ifadesi yanıltıcı olmamalı. TMK, vasinin tek başına yapabileceği "olağan yönetim işlemleri" ile izne tabi "önemli işler" arasına keskin bir çizgi çekiyor. Üstelik bu izin iki ayrı kademeden geçiyor: bazı işlemler için vesayet makamı (Sulh Hukuk Mahkemesi) yeterli; daha ağır işlemler için denetim makamı (Asliye Hukuk Mahkemesi) de devreye giriyor.
| İşlem Türü | Gereken İzin | Dayanak |
|---|---|---|
| Taşınmaz alım-satımı veya üzerinde hak kurma | Sulh Hukuk (Vesayet Makamı) | TMK 462 |
| Önemli taşınır satışı ve kıymetli evrakın devri | Sulh Hukuk (Vesayet Makamı) | TMK 462 |
| Ödünç alma veya verme, kambiyo taahhütleri | Sulh Hukuk (Vesayet Makamı) | TMK 462 |
| Dava açma veya sulh olma | Sulh Hukuk (Vesayet Makamı) | TMK 462 |
| Mirasın reddi veya kabulü | Asliye Hukuk (Denetim Makamı) | TMK 463 |
| İşletmenin devri veya tasfiyesi | Asliye Hukuk (Denetim Makamı) | TMK 463 |
| Kısıtlı ile vasi arasındaki sözleşmeler | Asliye Hukuk (Denetim Makamı) | TMK 463 |
Bu iki kademeli sistem, kısıtlının mal varlığını hem iç hem dış tehditlere karşı koruyor. İç tehditten kasıt şu: Vasi, kısıtlının mal varlığını kendi çıkarına kullanamaz; bu tür işlemlerin denetim makamından geçmesi gerekiyor. Dış tehditten kasıt ise üçüncü kişilerin vasi iznini atlatarak kısıtlının mal varlığını elde etmeye çalışması; izin şartı bu girişimleri doğrudan bloke ediyor.
Selin'in örneğine dönelim: Alzheimer'lı Ahmet Bey'in bir mülkünü satmak zorunda kalsalar, Selin önce Sulh Hukuk Mahkemesi'ne satış için izin dilekçesi verecek; mahkeme rayiç bedeli araştıracak ve kısıtlının çıkarına uygun olduğuna kanaat getirirse izin verecek. Bunun dışında günlük harcamalar, fatura ödemeleri ve olağan bakım giderleri için ayrı izin gerekmez; bunlar olağan yönetim kapsamına giriyor.
Hesap Verme ve Denetim: Vasilik Angarya mı?

Vasilik sadece kısıtlı adına imza atmak değil; aynı zamanda sistematik bir hesap verme yükümlülüğü de içeriyor. Kanun, vasinin görev süresince yerine getirmesi gereken belirli mali ve idari yükümlülükleri açıkça sıralıyor. Bu yükümlülükleri peşinen bilmeden vasi olmayı kabul etmek, ileride hem hukuki hem de aile içi sorunlara kapı aralıyor.
Görev başında vasi, kısıtlının tüm mal varlığının envanterini çıkarmak zorunda. Değerli eşyalar, taşınmazlar, banka hesapları, araçlar, işletme payları — hepsi bir deftere kaydedilmeli. Bu defter, vesayet makamına sunuluyor ve olası bir anlaşmazlıkta başlangıç noktası olarak kullanılıyor. Paranın faiz getirir biçimde değerlendirilmesi zorunluluğu da var; atıl bırakılan nakit için vasi sorumlu tutulabiliyor.
Peki vasilik angarya mı? Hukuki açıdan ücret talep etme hakkı var: Mahkeme, vasinin emeğine ve kısıtlının mal varlığına göre uygun bir ücret belirleyebilir. Ancak pratikte çoğu aile üyesi bu ücreti talep etmiyor ya da kısıtlının mal varlığı yetersiz olduğunda ücret almanın anlamlı olmadığını düşünüyor. Büyük mal varlıkları söz konusu olduğunda ise ücret meselesinin baştan netleştirilmesi, ileride çıkabilecek kardeşler arası anlaşmazlıkları önleyebiliyor.
Vasinin görev süresi kural olarak iki yıl; ancak mahkeme haklı görürse uzatabiliyor ya da kısaltabiliyor. İki yıl dolduğunda vasi yeniden atanmak isterse başvurması gerekiyor; atanmak istemiyorsa kaçınma gerekçesi sunuluyor. Kısıtlama sebebinin ortadan kalkması — örneğin demans derecesinin gerilemesi ya da hükümlünün cezasını tamamlaması — halinde ise mahkeme kararıyla vesayet sona eriyor.
Daha Hafif Seçenekler: Kayyım ve Yasal Danışman

"Tam kısıtlama her zaman gerekmez" — bu cümle hem hukuki bir gerçeği hem de insan onuruna saygıyı yansıtıyor. Türk Medeni Kanunu, vesayetin ötesinde iki daha hafif mekanizma tanıyor: kayyımlık (TMK 426) ve yasal danışmanlık (TMK 429). Bu seçenekler, kişinin genel fiil ehliyetini ortadan kaldırmadan belirli alanlarda koruma veya temsil sağlıyor.
Kayyım, belirli bir iş veya mal grubu için atanıyor. Örneğin, uzun süreli yurt dışında olan biri adına Türkiye'deki taşınmazların yönetimi için bir kayyım atanabilir; ya da mirasta çıkar çatışması olan bir durumda temsil kayyımı görevlendirilebilir. Kişinin tam ehliyeti devam edebiliyor; sadece belirlenen alan için bir temsil mekanizması oluşturuluyor. Bu, özellikle kısmen karar verebilen yaşlı kişiler için aile içinde de daha az çatışmalı bir çözüm sunuyor.
Yasal danışmanlık ise daha da hafif bir önlem. TMK 429 kapsamında mahkeme, kişinin bazı önemli işlemleri yasal danışmanın görüşünü almadan yapamayacağına karar verebilir. Taşınmaz satışı, miras kabulü veya büyük borçlanma gibi işlemlerde danışmanın onayı şart koşuluyor; günlük işlemler serbestçe yapılabiliyor. Bu seçenek, henüz tam kısıtlama aşamasına gelmemiş ama bazı büyük kararlarında korunmaya ihtiyaç duyan kişiler için uygun bir orta yol.
Özellikle hafif demans veya başlangıç evresi Alzheimer vakalarında kayyımlık ya da yasal danışmanlık, yakını "küçük düşürücü" bulduğu bir kısıtlama kararı yerine daha kabul edilebilir bir seçenek olabiliyor. Bu araçların sınırlarını ve uygulanabilirliğini değerlendirmek için bir İstanbul aile hukuku avukatı veya Ankara aile hukuku avukatı ile görüşmek, doğru aracı seçmenizde belirleyici olacaktır.
Sık Yapılan 7 Hata

Vasi atanması sürecinde aileler ve bazen avukatlar bile aynı hataları tekrarlıyor. Bu hataların büyük çoğunluğu süreci uzatıyor; bazıları ise kısıtlının mal varlığına doğrudan zarar veriyor. Aşağıdaki liste, bu alanda karşılaşılan en yaygın yedi hatayı özetliyor.
- Özel klinik raporunu sağlık kurulu raporu yerine sunmak: Tek hekim raporu veya özel hastane belgesi, TMK 405 davaları için yeterli değil. Mahkeme ek rapor isteyeceğinden süreç gereksiz yere uzuyor.
- Yetkisiz mahkemeye başvurmak: Kısıtlanacak kişinin yerleşim yeri hangi ilçedeyse o ilçenin Sulh Hukuk Mahkemesi yetkili. Yanlış mahkemeye yapılan başvuru, esasa girilmeden reddediliyor; zaman kaybı kesin.
- Kısıtlama kararının geriye dönük etki yapacağını varsaymak: Vesayet kararı ileriye dönüktür. Karar öncesi yapılan devirler, satışlar veya bağışlar otomatik olarak geçersiz sayılmıyor; bu işlemler için ayrı dava açılması gerekiyor.
- Vasi sıfatıyla izinsiz önemli işlem yapmak: Taşınmaz satışı, büyük borçlanma veya dava açmak için önce mahkeme izni almak şart. İzinsiz işlem hem geçersiz hale gelebilir hem de vasinin kişisel sorumluluğunu doğurabilir.
- Yıllık hesap raporunu atlayarak denetim makamına muhatap kalmak: Mahkemenin belirlediği dönemlerde rapor sunmayı ihmal etmek, vasiye karşı soruşturma başlatılmasına zemin hazırlıyor.
- Kısıtlı ile vasi arasındaki sözleşmeleri doğrudan yapmak: Vasiyle kısıtlı arasındaki sözleşmeler — kira dahil — denetim makamının iznini gerektiriyor. Bu iznin atlanması, işlemi hükümsüz kılabilir.
- Tam kısıtlama yerine daha hafif seçenekleri değerlendirmemek: Kayyımlık veya yasal danışmanlık yeterli olabilecek durumlarda tam vesayete gitmek hem kısıtlının onurunu zedeliyor hem de ailenin yükümlülüklerini gereksiz yere artırıyor. Orantılılık ilkesini göz ardı etmemek gerekiyor.
Yakınınız İçin En Doğru Adımı Atın

Demanslı bir yakın, savurgan bir aile üyesi veya cezaevindeki biri — her senaryonun hukuki çözümü farklı, ama ortak bir nokta var: ne kadar erken hareket ederseniz, mal varlığı ve kişisel haklar o kadar az zarar görüyor. Kısıtlama kararı gelmeden önce yapılan işlemleri geri almak çok daha zor; bazen imkânsız bile. Süreci başlatmadan önce "acaba tam kısıtlama mı yoksa kayyım mı gerekiyor?" sorusunu bir uzmanla netleştirmeniz, hem zaman hem de aile huzuru açısından belirleyici bir fark yaratıyor.
Eğer durumunuzla ilgili soru işaretleriniz varsa, hukuki danışmanlık almak için Soru Sor bölümünü kullanabilir ya da avukat rehberinde size en yakın aile hukuku uzmanını bulabilirsiniz. Vesayet davası, duygusal yükü ağır bir süreç; yanınızda doğru kişinin olması hem hukuki hataları önler hem de sizi en zor anlarda yönlendirir.