Kiracı veya Ev Sahibi Vefat Ederse Kira Sözleşmesi Ne Olur?
Kiracı ya da ev sahibi vefat edince akla gelen ilk soru hep aynıdır: Kira sözleşmesi bitti mi? Kısa cevap: hayır. Türk Borçlar Kanunu'nun mantığı, kira ilişkisinin bir ölümle kendiliğinden çözülmesine izin vermez. Sözleşme; mirasa, mirasçılara ve hatta ölen kiracıyla birlikte yaşayanlara devredilerek yoluna devam eder. Ama "devam ediyor" demek, hiçbir şeyin değişmediği anlamına gelmez — kira kime ödenir, eşyalar ne olur, birikmiş borçlar kimin omuzundadır, ev sahibinin mirasçıları sizi tahliye edebilir mi? Bu soruların her birinin net, ölçülmüş bir hukuki cevabı var.
Türkiye'de kira ilişkileri bazen on yılı aşan bir ömre sahip olur. Bu kadar uzun soluklu sözleşmelerde kiracının ya da ev sahibinin vefat etmesi istatistiksel olarak hiç de nadir değildir. Hem kiracı hem ev sahibi tarafında yaşanan bu kritik geçiş anlarında doğru adım atılmazsa —kirayı yanlış kişiye ödemek, ihbarsız evi boşaltmak, tevdi mahallini bilmemek— ciddi hukuki ve mali sonuçlar doğar. Bu rehber iki yönlü soruyu da yanıtlar: kiracı ölürse ve ev sahibi ölürse ne olur.
Bir Vaka: "Babam Öldü, Çıkın" Resti ve Tevdi Mahalli Kalkanı

Mehmet Bey, İzmir'de bir dairede sekiz yıldır kiracıydı. Eşi Ayşe Hanım ve üniversite çağındaki kızı Selin ile birlikte yaşıyordu. Mehmet Bey geçen yıl geçirdiği ani bir kalp krizi sonucu vefat etti. Acının henüz taze olduğu o ilk haftada kapı zili çaldı: ev sahibi. "Kiracı sizin kocanızdı, sözleşme onun adına. O öldü, sözleşme bitti, dairenizi boşaltmanız lazım" dedi. Ayşe Hanım şoke oldu; hem bir eşini kaybetmiş, hem de oturduğu evden atılıyordu. (İsimler temsilidir.)
Ayşe Hanım bir avukatta danışmanlık aldı. Avukat ona şunu söyledi: Türk Borçlar Kanunu'nun 356. maddesi açıktır — ölen kiracıyla konut kirasında birlikte yaşayan kişiler sözleşmeyi sürdürme hakkına sahiptir. Ayşe Hanım ve kızı Selin, sekiz yıldır o dairede yaşıyordu. Ev sahibinin "çıkın" deme hakkı hukuken yoktu. Avukat, ev sahibine TBK 356'yı hatırlatan kısa bir ihtarname çekti; tahliye talebi geri çekildi. Ayşe Hanım ve Selin evde kalmaya devam etti.
Ayna vakada ise durum tersine döndü: Nilgün Hanım, Ankara'da bir dairede kiracıydı ve ev sahibi Hasan Bey geçirdiği hastalık sonucu vefat etti. Mirasçılar —üç kardeş— aralarında anlaşamadı; birisi "kiralar bana yatırılsın", diğeri "ortak hesap açalım" dedi. Nilgün Hanım kime ödeyeceğini bilemez hale geldi. Kirayı yatırmazsa temerrüde düşecek, yanlış kişiye yatırırsa diğer mirasçılar itiraz edecekti. Avukatı ona tevdi mahalli yolunu gösterdi: Sulh Hukuk Mahkemesi'ne başvurdu, mahkeme bir banka hesabı belirledi, Nilgün Hanım kiralarını oraya yatırmaya başladı. Mirasçılar anlaşana kadar temerrüt riski tamamen ortadan kalktı. Nilgün Hanım'ın hikayesini ilerleyen bölümlerde daha ayrıntılı ele alacağız.
İki Yönlü Soru: Kim Ölürse Ne Olur?

Kira ilişkisinde vefat iki farklı koldan ele alınmalıdır. Her iki tarafta da temel ilke aynıdır: Türk hukuku ölümü bir sözleşme sona erdirme sebebi olarak kabul etmez; sözleşmeler külli halefiyet ilkesiyle miras yoluyla devam eder. Ancak her koldaki ayrıntılar, hak ve yükümlülükler birbirinden önemli ölçüde farklılaşır.
Kiracı vefat ederse: Kira sözleşmesi otomatik olarak sona ermez. Sözleşme mirasçılara geçer. Öte yandan konut kirasında ölen kiracıyla birlikte yaşayan eş, çocuk ve aynı hanede ikamet edenler, mirasçı olsun ya da olmasın, sözleşmeyi sürdürme hakkına sahiptir. Bu, TBK 356'nın kiracı lehine getirdiği özel bir güvencedir ve ev sahibinin tek taraflı "sözleşme bitti" demesini engeller.
Ev sahibi vefat ederse: Yine sözleşme kendiliğinden sona ermez. Bu sefer kiraya veren sıfatı mirasçılara geçer. Mirasçılar, miras intikaliyle birlikte hem kira bedelini tahsil etme hakkını hem de sözleşmeden doğan yükümlülükleri devralmış olur. Kiracı açısından en kritik pratik soru ise şudur: Artık kirayı kime ödeyeceğim?
Aşağıdaki tablo iki senaryoyu yan yana göstermektedir:
| Durum | Sözleşme ne olur? | Kim devam eder? | Kritik adım |
|---|---|---|---|
| Kiracı vefat eder | Sona ermez, mirasçılara geçer | Birlikte yaşayanlar + mirasçılar | TBK 356 bildirim; fesih isteniyorsa yasal süre |
| Ev sahibi vefat eder | Sona ermez, mirasçılara geçer | Kiraya veren sıfatı mirasçılara | Kira ödemesi için tevdi mahalli veya mirasçı bildirimi |
Kiracı Vefatında Birlikte Yaşayanların Sürdürme Hakkı: Makalenin Kalbi

TBK 356. maddesi, konut kiralarında özellikle önemlidir. Madde, ölen kiracının ortak hayat sürdürdüğü kişilere —yani aynı konutta birlikte yaşadığı eş, çocuk ve diğer aile bireylerine— sözleşmeyi devralma ve sürdürme hakkı tanır. Bu hak otomatik işler; mirasçı olma şartı aranmaz. Başka bir deyişle, ölen kiracının varisi olmayan ama aynı evde yaşayan bir kişi bile bu haktan yararlanabilir. Yukarıdaki Ayşe Hanım örneğinde de bu hak devreye girdi.
Peki bu hak pratikte ne anlama gelir? Ev sahibi, "kiracı siz değilsiniz, kiracı öldü, çıkın" diyemez. Bu talep hukuka aykırıdır ve açılacak bir tahliye davası reddedilir. Birlikte yaşayan kişiler mevcut sözleşmenin aynı şartlarıyla —aynı kira bedeli, aynı süre, aynı haklar— oturmaya devam eder. Sözleşme yenilenmedikçe ya da feshedilmedikçe hiçbir şey değişmez.
Peki ya sadece arkadaşları mı vardı? Ya da sadece iş ortağı mıydı? Kanun, birlikte yaşayanları korumaktadır; ziyaretçi ya da kısa süreli misafir bu kapsamın dışındadır. Ortak hayat gerçek ve süregelen bir birlikte yaşam biçimini gerektirir. Bu, mahkemede ispat gerektiren bir unsurdur; komşu tanıklığı, elektrik-su faturalarındaki adres tescili veya nüfus kayıt belgesi faydalı delillerdir.
Sözleşme devralındıktan sonra birlikte yaşayanlar tüm kira yükümlülüklerini de üstlenir. Kira bedelini zamanında ödemek, bakım yükümlülüklerine uymak, depozito kurallarına tabi olmak — bunların hepsi aynen devam eder. Ev sahibi bu dönemde kira tespit davası ya da diğer yasal haklarını kullanmakta serbesttir; sözleşme "yenilendi" sayılmaz, eski şartlarla devam eder.
Mirasçıların Fesih Hakkı ve Borçların Akıbeti

Sözleşmeyi sürdürme hakkı bir zorunluluk değil, bir tercihtir. Mirasçılar —ya da sözleşmeyi devralan birlikte yaşayanlar— sözleşmeyi sonlandırmak isteyebilirler. "Babam öldü, biz başka şehirdeyiz, bu daireye ihtiyacımız yok, ne kadar daha kira ödeyeceğiz?" sorusu gayet meşrudur. Hukuk bu konuda da bir çözüm sunmaktadır.
Sözleşmeyi devralan mirasçılar, yasal fesih bildirim sürelerini kullanarak sözleşmeyi sonlandırabilir. Konut kiralarında bu, genellikle kira döneminin sonuna en az üç ay kala yazılı fesih bildirimi yapılması anlamına gelir. Kiracı vefat ettiğinde mirasçılar aynı bildirimleri yapabilir; bu, olağan fesih usulüdür. Öte yandan mirasçılar bu süreyi beklemek yerine makul süre içinde yeni kiracı bulmayı teklif ederek erken çıkışı tartışabilirler; bu konuda kiracı tahliyesi rehberimizde ayrıntılı bilgi bulabilirsiniz.
Ölüm tarihinden sonra fiilen dairede oturanların —yani birlikte yaşayanların veya sözleşmeyi devralanların— yarattığı kira borçları artık tereke borcu sayılmaz; fiilen oturan kişinin kendi borcu haline gelir. Bu ayrım önemlidir: mirasçı bir çocuk dairede oturmadan sözleşmeyi devraldığında ve başka bir aile üyesi o dairede yaşamayı sürdürdüğünde, fiili borç kime ait olacağı tartışılabilir bir mesele haline gelir.
Depozito meselesine de değinmek gerekir. Ölen kiracının yatırdığı depozito, kira ilişkisi sona erdiğinde mirasçılara iade edilmelidir. Ev sahibi bu bedeli haksız yere alıkoyamaz. Depozitoyu kimin alacağı, mirasçılar arasındaki anlaşmaya bağlıdır. Depozito iadeleri konusunda kira depozitosu rehberimizi inceleyebilirsiniz.
Evde kalan eşyalar konusunda da ev sahibinin kendiliğinden harekete geçmesi yasaktır. Ev sahibi, "kiracı öldü, eşyaları attım" diyemez; bu hem hukuka aykırıdır hem de tazminat doğurur. Mirasçılar eşyaları teslim almak zorundadır. Mirasçıya ulaşılamıyor ya da kimse ilgilenmiyorsa yapılacak işlem mahkeme kanalıyla tespit ve tevdi sürecidir. Kimsesiz vakalarda mahkeme terekeye temsilci atayabilir.
Ev Sahibi Vefatında Kirayı Kime Ödersiniz? Tevdi Mahalli Kalkanı

Ev sahibi vefat edince sözleşme yine devam eder; bu kez kiraya veren sıfatı mirasçılara geçer. Mirasçılar veraset ilamını aldıktan sonra taşınmazın yeni maliki ya da ortak malikleri olarak kira tahsilat hakkını kullanmaya başlar. Buraya kadar mantıklı. Asıl sorun şudur: Mirasçılar henüz netleşmemişse, aralarında anlaşmazlık varsa veya sizi haberdar etmemişlerse kirayı kime ödeyeceksiniz?
Nilgün Hanım'ın vakasına geri dönelim. Ev sahibi Hasan Bey vefat etti; üç mirasçı kardeş kira konusunda anlaşamadı. Nilgün Hanım bir kardeşe kirayı ödese, diğer ikisi "sen yetkisiz kişiye ödedin, bize hala borcun var" diyebilir. Hiç ödemese temerrüde düşer ve tahliye riski doğar. Bu kıskaçtan kurtulmanın tek güvenli yolu: Sulh Hukuk Mahkemesi'nden tevdi mahalli belirlenmesini talep etmek.
Mirasçılar yazılı olarak size hesap bilgilerini bildirip "kirayı buraya yatır" derlerse tevdi mahalli yoluna gitmenize gerek yoktur; bu bildirimi güvenli bir şekilde saklayın ve o hesaba yatırın. Ancak böyle bir bildirimi almadan tahmin yürüterek ödeme yapmak tehlikelidir. Özellikle çok sayıda mirasçının olduğu ve elbirliği mülkiyetinin söz konusu olduğu durumlarda —ki ev sahibi vefatında bu çok yaygındır— yetkili kişiyi doğrulamak güç olabilir.
Ayrıca vefat anından itibaren işleyen aylarda hiç ödeme yapmamanın da riski vardır. "Kime ödeyeceğimi bilmiyordum" mazereti mahkemede her zaman kabul görmez. Bu nedenle tevdi mahalli başvurusunu mümkün olan en kısa sürede yapmak ve kiralarınızı oraya yatırmaya devam etmek en sağlıklı yaklaşımdır.
Mirasçıların Tahliye Kozları: İhtiyaç Yolu ve Yeni Malik Kıyası

Ev sahibinin mirasçıları, taşınmazı miras yoluyla devraldıktan sonra bir süre içinde "biz de bu evde oturmak istiyoruz" diyebilirler. Bu, TBK 350. maddesinde düzenlenen ihtiyaç tahliyesidir. Kiraya verenin kendisi, eşi, altsoyu, üstsoyu veya bakmakla yükümlü olduğu kişiler için konut ihtiyacı doğduğunu kanıtlaması halinde bu yola başvurulabilir.
Peki burada önemli bir nüans var: Miras yoluyla devralan mirasçı, "yeni malik" sıfatını taşımaz. Hukuki fark şudur: Yeni malik, taşınmazı satın alma, bağış veya başka bir sözleşme yoluyla edinen kişidir ve TBK'nın yeni malike tanıdığı özel süreler (altı aylık bildirim süresi gibi) bu kişi için işler. Mirasçı ise külli halefiyet yoluyla —yani bir kazanım işlemi olmaksızın— taşınmazı devralan kişidir. Dolayısıyla yeni malik hükümlerindeki özel süreler mirasçıya doğrudan uygulanmaz; mirasçı TBK 350 çerçevesinde ihtiyaç tahliyesini talep eder, yeni malik rejiminin kısa sürelerinden yararlanamaz.
| Konu | Yeni Malik (Satın Alan) | Mirasçı (Külli Halef) |
|---|---|---|
| Devir yolu | Satış, bağış, trampa | Miras (külli halefiyet) |
| Bildirim süresi | Özel kısa süreler geçerli | TBK 350 olağan usul |
| İhtiyaç tahliyesi | TBK 351 | TBK 350 |
| Tahliye davası mahkemesi | Sulh Hukuk Mahkemesi | Sulh Hukuk Mahkemesi |
Mirasçının ihtiyaç tahliyesi açabilmesi için ihtiyacın gerçek, samimi ve zorunlu olduğunu kanıtlaması gerekir. Mahkemeler bu ihtiyacı titizlikle denetler; kağıt üzerinde kalıp pratikte ihtiyaç olmadığı anlaşılırsa dava reddedilir. Kiracı açısından şunu söylemek gerekir: Mirasçının böyle bir dava açmasını bekliyorsanız, gayrimenkul hukuku avukatı desteği almanız savunmanızı çok daha güçlü kılar. Yeni malik ve tahliye konusundaki daha geniş çerçeve için yeni malik tahliye rehberimize de göz atabilirsiniz.
Mirasçılar Arası Kira Çekişmesi: Elbirliği Mülkiyetinde Yetki Sorunu

Ev sahibi vefat edince taşınmaz, veraset ilamı kesinleşene kadar ve miras taksimi yapılana kadar elbirliği mülkiyeti rejimine tabi olur. Bu, taşınmazın tek bir mirasçıya ait olmadığı, hepsinin birlikte malik olduğu anlamına gelir. Elbirliği mülkiyetinin en kritik özelliği şudur: Kira tahsil etme, sözleşme yapmak veya tahliye kararı almak gibi önemli işlemler için tüm mirasçıların birlikte hareket etmesi ya da aralarından birine yetki vermesi gerekir.
Uygulamada ne olur? Mirasçılardan biri — diyelim en aktif kardeş — kiraya evler yatırsın diye hesap numarasını kiracıya verir. Diğer kardeşler bu durumdan habersizdir ya da razı değildir. Yıl sonunda diğer kardeşler "sen izinsiz kira topladın, benim payım sende" diyerek o kardeşe karşı sebepsiz zenginleşme veya vekaletsiz iş görme davası açabilir. Kiracı bu çekişmenin dışındadır çünkü kiracı iyi niyetle ödeme yapmıştır; ancak kiracı açısından en güvenli yol yine tevdi mahalli ya da tüm mirasçıların ortak yazılı bildirimidir.
Peki taşınmazın satışı veya paylaşımı söz konusu olduğunda kiracının durumu ne olur? Mirasçılar arasında izale-i şüyu (ortaklığın giderilmesi) davası açılırsa ve taşınmaz satışa çıkarılırsa, alıcı yeni malik sıfatını kazanır. Bu noktada artık yeni malik hükümleri devreye girer. Miras intikali sürecinde yaşananlar ve sonrasındaki yeni malik dönemi birbirinden ayrı değerlendirilmeli; kiracı her aşamada hukuki konumunu netleştirmelidir. Miras paylaşımı aşamasında daha fazla bilgi almak için miras paylaşımı ve veraset ilamı rehberimize göz atabilirsiniz.
Pratik Yönetim: Yeni Sözleşme mi, Eski Devam mı? İade Karışıklıkları

Vefat sonrası yeni bir kira dönemi başladığında taraflar sıklıkla şu soruyu sorar: Yeni sözleşme mi yapmalıyız, yoksa eskisi devam mı etsin? Hukuki açıdan sözleşme zaten devam etmektedir; yeni sözleşme yapılması bir zorunluluk değil, bir tercih meselesidir.
Yeni Sözleşme Yapılması Gereken Haller
Tarafların kimliğinin netleştirilmesi gerektiğinde —özellikle çok sayıda mirasçı varsa ve tamamını sözleşme tarafı olarak tescil etmek isteniyorsa— yeni sözleşme daha sağlıklıdır. Ayrıca kira bedeli, depozito veya diğer koşullarda güncelleme yapılmak isteniyorsa, mevcut sözleşmenin yenilenmesi yerine yeni ve kapsamlı bir sözleşme tercih edilebilir. Yeni sözleşme yapılması, her iki tarafın da ilerleyen dönemde ispat güçlüğü yaşamasını önler.
Eskisinin Devam Ettiği Haller
Taraflar razıysa ve kira koşullarında değişiklik söz konusu değilse eski sözleşme aynen geçerliliğini korur. Kira artışı hakları, depozito bilgileri ve diğer şartlar eksiksiz devam eder. Bu durumda yapılması gereken şey, mirasçıların kimliğini ve iletişim bilgilerini not etmek ve yazılı ödeme bildirimini muhafaza etmektir.
İade Karışıklıkları ve Ölen Adına Yatan Kiraların Durumu
Ölen ev sahibinin adına yanlışlıkla yatan kira bedelleri —ölüm tarihinden sonra yapılan ödemeler— teknik olarak o kişi adına değil, miras hesabına geçmesi gereken tutarlardır. Banka hesabı kapalıysa veya mirasçılar erişim sağlayamıyorsa bu tutarlar kilitlenebilir. Kiracı açısından ödemenin gerçekleştiğini belgeleyen dekont önemlidir; ödeme yapılmış ancak alıcıya ulaşmamışsa bu bir kiracı sorumluluğu değil, mirasçıların çözmesi gereken bir meseledir.
Ölen kiracının önceden yaptığı peşin kira ödemeleri ise hem tereke hem de birlikte yaşayanların hakkını etkiler. Peşin ödenmiş ve "kullanılmamış" dönemlere ait kira bedelleri iade edilmeli ya da mahsup edilmelidir; bu konuda ev sahibi ile yazılı mutabakat sağlamak en güvenli yoldur. Benzer şekilde, ölen kiracı adına tahakkuk etmiş kira alacakları —kiracının önceden ödediği ancak hizmetin karşılığını alamadığı durumlar— terekeye dahil olur.
Sık Yapılan 7 Hata

- "Kiracı öldü, sözleşme bitti" diye aileyi tahliye etmeye çalışmak. TBK 356 bu talebe açıkça engeldir; tahliye davası reddedilir ve ev sahibi usulsüz tahliye girişimi nedeniyle tazminat ödemek zorunda kalabilir.
- Mirasçılar netleşmeden ilk gelen kişiye kirayı ödemek. Kimin yetkili olduğunu teyit etmeden ödeme yapmak, diğer mirasçılara karşı savunmasız kalmanıza neden olabilir. Tevdi mahalli en güvenli çözümdür.
- Ölen kiracının eşyalarını izinsiz çıkarmak ya da depolamak. Eşyalar terekeye dahildir; ev sahibinin dokunma hakkı yoktur. Mirasçılara teslim edilmelidir; mirasçı bulunamazsa mahkeme kanalı işletilir.
- Mirası reddedebilecekken tereke borcunu üstlenmek. Ölen kiracının birikmiş kira borcu olan bir durumda mirası kabul etmeden önce avukattan görüş almak önemlidir. Reddedilebilir bir miras yüksek borç taşıyabilir.
- Ev sahibi vefatından sonra hiç ödeme yapmamak. "Kime ödeyeceğimi bilmiyordum" mazereti her durumda geçerli değildir. Tevdi mahalli başvurusu yapılarak kiralar mahkeme tarafından belirlenen hesaba yatırılmalıdır.
- Mirasçılar arasındaki çekişmeye dahil olmak. Kiracının görevi kira bedelini ödemektir; mirasçıların kendi aralarındaki pay anlaşmazlığı kiracıyı bağlamaz. Taraf olmak yerine ödeme belgelerini muhafaza etmek yeterlidir.
- İhtiyaç tahliyesi ihbarnamesini ciddiye almamak. Mirasçıdan gelen tahliye ihbarnamesi hukuki bir sürecin başlangıcıdır. Süreye uymak, itiraz hakkını kullanmak ve hukuki danışmanlık almak ihbarname alındığı an yapılmalıdır. Savunma için süre kısıtlıdır; gecikmek hakları yitirebilir.
Kişisel Değerlendirme ve Avukat Önerisi

Kira ilişkisinde vefat, duygusal açıdan zaten yıpratıcı bir sürecin ortasına hukuki bir belirsizlik katmanı ekler. Ayşe Hanım gibi eşini kaybedip aynı anda evini de yitirme riskiyle karşılaşan kişiler için doğru bilgi gerçek anlamda bir can simididir. Nilgün Hanım gibi kime ödeyeceğini bilmeden temerrüt korkusuyla yaşayanlar için tevdi mahalli tam bir çözümdür.
Durumunuza göre şu şekilde değerlendirin:
Kiracı ailesiyseniz: Birlikte yaşayanların sözleşmeyi sürdürme hakkı vardır; ev sahibinin tahliye baskısına boyun eğmeden TBK 356'ya dayanan yazılı bir bildirim yapın. Sözleşmeyi sonlandırmak istiyorsanız yasal fesih sürelerine uyun. Birikmiş borçlar için mirasın reddi seçeneğini değerlendirin.
Ev sahibinin mirasçısıysanız: Kira sözleşmesi aynen devam eder. Kirayı tahsil etmek için mirasçılar arasında yetki netleştirin veya kiracıya ortak banka hesabı bildirin. İhtiyaç tahliyesi düşünüyorsanız hukuki danışmanlık alarak süreçleri doğru başlatın.
Kiracıysanız ve ev sahibiniz vefat ettiyse: Mirasçılar henüz netleşmemişse ya da kime ödeyeceğinizi bilmiyorsanız beklemeden Sulh Hukuk Mahkemesi'ne tevdi mahalli başvurusu yapın. Kiralarınızı oraya yatırın. Belgeleri saklayın.
Bu süreçlerde kendi avukatınızın yanınızda olması, hem zaman kaybını hem de telafisi güç hataları önler. Gayrimenkul hukuku avukatlarına başvurabilir ya da hukuki sorularınızı platforma yöneltebilirsiniz. Her davanın kendine özgü koşulları vardır; bu rehber genel çerçeveyi çizmektedir — somut adımları mutlaka bir hukuk uzmanıyla değerlendirin.